Block title
Block content
Ve her nisbetinde ve her takımında ayrı ayrı vazifeyi ifa ve hikmeti intaç ettiklerinden, Sâniin kast ve hikmetini izhar ve vücut ve vahdetinin âyâtını kıraat ettikleri için, Sâni-i Zülcelâlin berâhini, zerrattan kat kat ziyade olur. Demek 1 اَلطُّرُقُ اِلَى اللهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ الْخَلاَئِقِ hakikattir, mübalâğa değil; belki nâkıstır.

S: Neden aklıyla herkes göremiyor?

C: Kemâl-i zuhurundan ve zıddın ademinden.

تَأَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَإِنَّهَا - مِنَ الْمََلإِ اْلاَعْلٰۤى اِلَيْكَ رَسَاۤئِلُ

Yani, “Sahife-i âlemin eb’âd-ı vâsiasında Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisâtın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan uzanan şu selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i tevhide çıkarsın.”

Şu kitabın heyet-i mecmuasında öyle parlak bir nizam var ki, nazzâmı güneş gibi içinde tecellî ediyor.

Her kelimesi, her harfi birer mu’cize-i kudret olan bu kitab-ı kâinatın te’lifinde öyle bir i’câz var ki, bütün esbab-ı tabiiye, farz-ı muhal olarak muktedir birer fâil-i muhtar olsalar, yine kemâl-i acz ile o i’câza karşı secde ederek 2 سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ diyeceklerdir. Herbir kelimesi bütün kelimatıyla münasebettardır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Allah’a giden yollar, mahlukâtın nefesleri sayısıncadır.
2 : Sen her türlü noksandan münezzeh ve uzaksın. Bizim hiç bir kudretimiz yoktur. Şüphesiz ki Sen Azîzsin, Senin kudretin herşeye galiptir; Hakîmsin, Senin her işin hikmet iledir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şulenin Zeyli
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk
âlâ-yı illiyyîn-i tevhid : tevhid mertebelerinin en yükseği; her şeyi bir olan Allah’a verme derecelerinin en yükseği, en zirvesi
âyât : âyetler, deliler
bâhusus : özellikle; bilhassa
berâhin : güçlü deliller, sarsılmaz kanıtlar
eb’âd-ı vâsia : geniş mesafeler, boyutlar, uzaklıklar
esbab-ı tabiiye : tabiî, doğal sebepler
fâil-i muhtar : dilediğini yapmakta serbest olan
farz-ı muhal olarak : olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünerek… varsayalım ki…
fikr-i hakikat : gerçek ve doğru bir düşünce, gerçeğe nüfuz eden düşünce
hakikat : gerçek
heyet-i mecmua : bütün hepsi; bütün bölümleri, bireyleri
hikmet : sır, gaye, fayda; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratılma
i’câz : mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını âciz bırakma
ifa : yerine getirme
intaç etmek : sonuç vermek
izhar : ortaya çıkarma, gösterme
kast : amaç, hedef
kelimat : kelimeler, sözler
kemâl-i acz : tam anlamıyla âcizlik, güçsüzlük
kemal-i zuhur : son derece açık olma; gözlerin görme sınırını aşacak şiddette açık ve meydanda olma
kıraat etmek : okumak
kitab-ı kâinat : kâinat kitabı
mele-i âlâ : Allah katında en yüksek en yakın makam; melekler âlemi
mu’cize-i kudret : Allah’ın kudret mu’cizesi
muktedir : güçlü
muvâzene-i cereyan-ı umumî : genel gidişatın dengesi, bütün hareket ve faaliyetlerin dengesi
mübalâğa : abartı
münasebettar : ilgili, bağlantılı
müteveccih : yönelmiş, dönmüş
nâkıs : noksan, eksik
Nakkaş-ı Ezelî : Ezelî Nakkaş; ezelden beri bütün varlıkları nakış nakış işleyip san’atla yaratan Allah
nâzır : bakan, gözeten
nazzâm : nizam veren, düzene koyan
nisbet : bağ
nizam : düzen
sahife-i âlem : evren sayfası
Sâni : herşeyi san’atla yaratan Allah
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
selâsil-i resâil : mektup silsileleri, mektup zincirleri
silsile-i hâdisât : olaylar zinciri
tecellî etmek : yansımak, görünmek
telif : yazma
vahdet : birlik
vücut : varlık
zerrat : zerreler
zıd : ters, karşıt, zıt
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...