Block title
Block content
Bâhusus o esbab-ı tabiîyenin üssü’l-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzâdaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın içtimâlarının hortumu üzerinde, bir muhaliyet damgası var. Fakat câizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuvâ gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun. Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikate ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz.

S: Ezeliyet-i madde ve harekât-ı zerrattan teşekkül-ü envâ gibi umur-u bâtılaya neden ihtimal veriliyor?

C: Sırf başka şey ile nefsini ikna etmek sadedinde olduğu için, o umurun esas-ı fasidesini tebeî bir nazarla derk etmediğinden neş’et ediyor. Eğer nefsini ikna etmek suretinde, kasten ve bizzat ona müteveccih olursa, muhaliyetine ve mâkul olmadığına hükmedecektir. Faraza kabul etse de, tegafül-ü ani’s-Sâni sebebiyle hasıl olan ıztırar ile kabul edilebilir. Dalâlet ne kadar aciptir. Zât-ı Zülcelâlin lâzım-ı zarurîsi olan ezeliyeti ve hassası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-ı mütenâhî zerrâta ve aciz şeylere veriyor?

Evet, meşhurdur ki, hilâl-i îde bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zât yemin etti: “Hilâli gördüm.” Halbuki gördüğü hilâl, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi. Kıl nerede, kamer nerede? Harekât-ı zerrat nerede, sebeb-i teşkil-i envâ nerede?

İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazan bâtıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken ihtiyarsız dalâlet başına düşer; hakikat zannederek başına giydiriyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şulenin Zeyli
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acayip, şaşırtıcı, tuhaf
aciz : güçsüz
âdetullah : Allah’ın kâinata koyduğu kanun ve prensipler
âletiyet : âletlik, vasıtalık
bâhusus : özellikle; bilhassa
bâtıl : doğru olmayan, İslâmiyete uymayan
bizzat : doğrudan
câiz : mümkün olan
cezb : çekim
cüz-ü lâyetecezzâ : bölünmeyen, parçalanmayan en ufak zerre, bölünmez parça; atom
dalâlet : doğru ve hak yoldan sapma, sapkınlık
def : uzaklaştırma
derk etmek : anlamak, algılamak
esas : temel
esas-ı fayda : asıl fayda, asıl yarar
esbab-ı tabiîye : tabiî, doğal sebepler
ezeliyet : sonradan var olmama, varlığının başlangıcı olmaması
ezeliyet-i madde : sonradan meydana gelmemiş ve varlığının başlangıcı olmayan madde; maddenin yaratılmamış olması
faraza : varsayalım ki
fıtraten : yaratılış açısından
gayr-ı mütenâhî : sonsuz
harekât-ı zerrat : zerrelerin, atomların hareketleri
hâricî : dışarıya ait; zihnin dışındaki gerçek dünyaya ait
hasıl olan : ortaya çıkan
hassa : özellik
hilâl : yay şeklinde görülen ay
hilâl-i îd : bayram hilâli; Ramazan’nın son günü akşamı görülen Şevval ayı hilâli
hükmetmek : kesin bir yargıya varmak
hükmünde olma : benzer birşeyle aynı hükmü taşımak
ıztırar : çaresizlik
icad : var etme, meydana getirme
içtimâ : toplanma, bir araya gelme
itibarî : var sayılan, gerçek ve fiilî olmayan
kaide : düstur, prensip
kamer : ay
kuvâ : kuvvetler, güçler; enerjiler
kuvve-i câzibe : çekim gücü
kuvve-i dâfia : itme gücü
lâzım-ı zarurî : olması gerekli, şart olan
mâkul : akla uygun
muhaliyet : imkânsızlık; yani fâil olması, bizzat işi yapması mümkün değil
müessiriyet : tesirlilik, bizzat fiil ve eseri yapan olma
mükerrem : şerefli
müteveccih : yönelmiş, dönmüş
nazar : bakış
nefis : bir kimsenin kendisi
neş’et etmek : doğmak, kaynaklanmak
saded : niyet, maksat
sebeb-i teşkil-i envâ : türlerin oluşum sebebi
suret : görünüm, şekil
tabiî : doğaya, tabiata ait
takavvüs : yay gibi bükülme
tebeî : başka birşeye tabi olan, dolaylı
tegafül-ü ani’s-Sâni : her şeyin sanatkârı olan Allah’ı unutma veya unutur gibi yapma
teşekkül-ü envâ : türlerin oluşumu, meydana gelmeleri
umur : işler
umur-u bâtıla : doğru olmayan hususlar
üssü’l-esas : temel taşı; esas sağlam temel
zât : kişi
Zât-ı Zülcelâl : haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah
zerrât : zerreler, atomlar
zihnî : düşünce kalıpları içerisinde olan
Yükleniyor...