Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîmin, efrad ve cüz’iyatın tasvirinde büyük büyük tefennünleri vardır. Evet, hayvanların pek büyük ve pek küçükleri olduğu gibi, kuşlarda, balıklarda, meleklerde ve sair ecramda, âlemlerde dahi pek küçük ve pek büyük fertleri vardır. Cenâb-ı Hakkın şu tefennünde takip ettiği hikmet:

1. Tefekkür ve irşad için bir lütuf, bir teshilattır.

2. Kudret mektupları okunup fehmetmekte bir kolaylıktır.

3. Kudretin kemâlini izhar etmektir.

4. Celâlî ve cemâlî her iki nevi san’atı ibraz etmektir.

Maahaza, pek ince yazıları herkes okuyamaz ve pek büyük şeyler de nazar-ı ihataya alınamaz. İşte irşadı teshil ve tâmim için bir kısmını küçük harflerle, bir kısmını da büyük harflerle yazmakla irşadın iktizâsı yerine getirilmiştir. Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmâre, cismin küçüklüğünü san’atın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudûrunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmetle yaratılmamış iddiasında bulunarak, bir nevi abesiyete isnat ediyor.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Gerek vücutta, gerek rızıkta ifrat derecesinde mebzuliyet vardır. Bu ise, hikmetten uzak, abesiyete yakın görünür. Evet, eğer yaratılan şey bir gaye için yaratılıyorsa hakkın var; amma gayeler pek çoktur. Binaenaleyh, bir gayeye nazaran abesiyet hissedilse bile, gayelerin mecmuuna nazaran ayn-ı hikmet ve ayn-ı adalettir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şemme / Sonraki Risale: On Dördüncü Reşha
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ayn-ı adalet : adaletin tâ kendisi
ayn-ı hikmet : hikmetin tâ kendisi
binaen : -dayanarak
binaenaleyh : bundan dolayı
abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
âlem : dünya, evren
atfetmek : vermek, bağlamak
avdet etmek : dönmek
bâki kalmak : kalıcı ve sürekli olmak
beka : devamlılık, kalıcı olma
celâlî : Allah’ın azamet, haşmet, kahır ifade eden isimlerine ait
cemalî : Allah’ın rahmet, lütuf, ihsan ifade eden isimlerine ait
Cenab-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cisim : varlık
cüz’iyat : ferdler, bireyler
devâir-i gaybiye : gaybî, görünmeyen daireler
ecram : gök cisimleri, yıldızlar
efrad : fertler, bireyler
esbab : sebepler
fani : ölümlü, geçici
fehmetmek : anlamak
fena : gelip geçicilik
fert : birey
fihriste : özet
gaflet : dalgınlık, umursamazlık
hasenat-ı muzîe : aydınlatıcı güzellikler, iyilikler
hikmet : fayda, gaye, sır; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
i’lem eyyühe'l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki!
ibraz etmek : göstermek
ifrat : aşırılık
iktizâ : bir şeyin gereği
intikal etmek : geçmek, ulaşmak
irşad : doğru yol gösterme
isnat etmek : dayandırmak
izhar etmek : açıklamak, göstermek
kemal : kusursuzluk, mükemmellik
kudret : güç ve iktidar
lütuf : iyilik, bağış
maahaza : bununla beraber
mebzuliyet : bolluk, çokluk
mensucat : dokumalar
mensucat-ı gaybiye ve uhreviye : gayba ve âhirete ait dokumalar
mevt : ölüm
muzlim : karanlıklı
nazar-ı ihata : her şeyi içine alan, kuşatan bakış
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
nehar : gündüz
nevi : çeşit, tür
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
rivâyet : nakledilen haber; Peygamber’e (a.s.m.) ait nakledilen haberler, hadisler
sâfi : arınmış, temiz
sair : diğer, başka
Sâni-i Hakîm : her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sudûr : olma, meydana gelme
takallüb : çevrilme; dönüşme
tâmim : genelleştirme, yayma
tecviz etmek : uygun bulmak, izin vermek
tefekkür : etraflıca ve derinlemesine düşünme
tefennün : çeşitlilik
tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
teshil : kolaylaştırma
teshilat : kolaylıklar
vücud : var olma
Yükleniyor...