Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka mahsus taklidi mümkün olmayan en bâhir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-ı mâdud muhtelif eşyayı basit bir şeyden halk etmektir. Evet, pek basit olan şu topraktan binlerce envâ, muhtelif nebatat, gayr-ı mütenâhi bir kudretle, bir ilimle, pek büyük bir itkan, bir suhuletle yaratılmakta olduğu tevhidin öyle bir burhanıdır ki, hem taklidi, hem tenkidi imkân haricidir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayat-ı insaniyenin vezâifinden biri de, kendi cüz’î sıfatlarını, şuûnatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuûnatını fehmetmek için bir mikyas yapmaktır. Amma, âlem-i âhirette, haşirdeki şuûnat-ı azîmesini ve kıyamette emvatın ihyâsıyla ahvâl-i umumiyesini fehmetmek için, ancak güz mevsiminin kıyametiyle baharların haşri, haşir ve kıyamet-i kübrâda Hâlıkın şuûnatına mikyas olabilir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Müslümanları lehviyat-ı nevmiye mesabesinde olan dünya hayatına davet etmekle, Cenâb-ı Hakkın helâl ettiği tayyibat dairesinden, haram ettiği habîsat mezbelesine teşvik eden adamın meseli öyle bir sarhoşa benzer ki: Parçalayıcı arslan ile, ünsiyetli ehlî atı birbirinden tefrik edemiyor. Sehpa ağacıyla jimnastik ağacını birbirinden ayıramıyor. Kanlı yarayı kırmızı gülden temyiz edemediği halde, kendisini mürşid bilerek irşad ve nasihata çıkıyor. Esnâ-yı irşadda bir adama rastgelir. Zavallı adamın arka tarafında korkunç bir arslan duruyor. Ön tarafında da sehpa ağacı kurulduğu gibi, her iki yanında da dehşetli yaralar var. Fakat adamcağızın elinde iki ilâç vardır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şemme / Sonraki Risale: On Dördüncü Reşha
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl-i umumiye : genel haller, durumlar
âlem-i âhiret : âhiret âlemi
bâhir : açık
burhan : güçlü delil
Cenab-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz’î : ferdî, bireysel
ehlî : evcil
emvat : ölüler
envâ : çeşitler, türler
esnâ-yı irşad : doğru yolu gösterme, uyarma esnası, ânı
eşya : varlıklar
fehmetmek : anlamak
gayr-ı mâdud : sayılamayacak kadar çok
gayr-ı mütenâhi : sınırsız, sonsuz
güz : sonbahar
habîsat : pis ve çirkin şeyler
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
halk etmek : yaratmak
hariç : dış
haşir : öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hayat-ı insaniye : insan hayatı
i’lem eyyühe'l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
ihyâ : ediriltme, hayat verme
imkân hârici : olabilir ihtimalinin dışında, mümkün olmama
irşad : doğru yolu gösterme
itkan : san’atta kusursuzluk, pürüzsüzlük
kamer : ay
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
kıyamet-i kübrâ : büyük kıyâmet, bütün varlığın bozulup dağılması
kudret : güç ve iktidar
küllî : kapsamlı
lehviyat-ı nevmiye : insanları uyutucu zevk ve eğlenceler
lisan : dil
mahsus : has, özel
mesabe : derece
mesel : örnek
mezbele : çöplük
mikyas : ölçü
muhtelif : çeşitli
münhasır : sadece bir şeye ait, bir şeye özel
mürşid : doğru yolu gösteren
nasihat : öğüt
nebatat : bitkiler
sıfat : nitelik, özellik
sikke : damga, mühür
suhulet : kolaylık
şuûnat : işler, hâller; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal nitelikler, özellikler
şuûnat-ı azîme : büyük işler, fiiller, haller, icraatlar
takdir-i kamer : aya nizam verilmesi; konaklar takdir edilmesi
tayyibat : temiz, güzel ve helâl şeyler
tefrik etmek : birbirinden ayırmak
temyiz etmek : birbirinden ayırmak
tenkid : eleştiri
teşvik eden : şevklendiren, isteklendiren
tevhid : birleme; her şeyi bir olan Allah’a verme ve Ona ait kılma
ünsiyetli : canayakın, dost
vezâif : görevler
Yükleniyor...