Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Ulûhiyetin azameti, izzeti, istiklâliyeti, herşeyin küçük olsun, büyük olsun, yüksek olsun, alçak olsun taht-ı tasarrufunda bulunduğunu istiyor. Senin hissetin veya hakaretin, Onun tasarrufundan hariç kalmasına sebep olamaz. Çünkü senin Ondan bu’dun varsa da, Onun senden bu’du yoktur. Veya senin bir sıfatının hakareti, vücudunun hakaretini istilzam etmez. Veya mülk cihetinin mülevves olması, melekût cihetinin de mülevves olmasını iktiza etmez. Ve keza, Hâlıkın azameti, çirkin şeylerin, tasarrufundan çıkmasını istilzam etmez. Bilâkis, azamet-i hakikiye, icad hususunda infiradı, tasarruf cihetiyle de ihatayı iktiza eder.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Maddî olan birşey, kesafeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idrakten kasırdır. Fakat nur ve nurânî şeyler, ne kadar nurâniyette terakki ederse, o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza, ne kadar lâtif olursa, o derecede maddiyatın içlerini keşfeder: (Röntgen şuâı gibi.) Mümkinatta mesele bu merkezde ise, Vâcib, Vâhid olan Nûru’l-Envâr ne derece 1 نَافِذُ الْخَفَايَا عَالِمٌ بِاْلاَسْرَارِ olacağı bir derece anlaşıldı. Öyleyse, azameti, tam mânâsıyla ihata, nüfuz, şümulü iktiza ve istilzam eder.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Ekseriyet-i mutlakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehimleri Kur’ân’ca o kadar mürâat edilmiştir ki, birkaç dereceyi, birkaç ciheti ihtivâ eden bir meselede, avâmın fehimlerine en me’nus, en karib ciheti ve nazarlarına en vâzıh, en zahir dereceyi söylüyor. Çünkü, öyle olmasa, delilin neticeden hafî olması lâzım gelir. Kur’ân’ın kâinattan yaptığı bahis, Hâlıkın sıfatlarını ispat ve izah içindir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Gizliliklere nüfuz eden, sırları bilen.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zerre / Sonraki Risale: Onuncu Risale
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âşikâr : apaçık
avâm : sıradan halk; fazla ilmi olmayan kimseler
avâm-ı nâs : sıradan halk; fazla ilmi olmayan kimseler
azamet : büyüklük, yücelik
azamet-i hakikiye : gerçek büyüklük, yücelik
bilâkis : aksine, tersine
binaenaleyh : bundan dolayı
bu’d : uzaklık
cumhur : çoğunluk
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
ekseriyet-i mutlaka : genel, çoğunluk
fehim : anlayış, kavrayış
hafî : gizli, saklı
hakaret : küçüklük, basitlik
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
hisset : cimrilik, tamahkârlık
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki
icad : var etme, yaratma
ihata : içine alma, kapsama
ihtivâ eden : içinde bulunduran, içine alan
iktiza etmek : gerektirmek
infirad : tek başına olma
irşad : doğru yolu gösterme, uyarma
istilzam etmek : gerektirmek
karib : yakın
kasır : eksik, noksan
kesafet : yoğunluk, katılık
keza : aynı, aynı biçimde
lâtif : şeffaf
maddiyat : maddî şeyler
me’nus : ünsiyet edilen, alışılmış
melekût ciheti : iç yüzü; arka plânı
muvâfık : uygun, yerinde
mülevves : kirli, bulaşık
mülk ciheti : dış yüzü
mümkinat : varlığı ile yokluğu eşit olan varlıklar; Allah’ın var ettiği her şey.
mürâat etmek : gözetmek
nazar : düşünce, görüş
nisbette : oranda
nurânî : nurlu, nurdan yaratılmış
nurâniyet : nur özelliği, parlaklık
Nûru’l-Envâr : nurların nuru, sonsuz nur sahibi Allah
nüfuz : etkileme, içine girme
sıfat : özellik, vasıf
şuâ : ışın, güçlü ışık hüzmesi
şümul : kapsamlılık, kuşatıcılık
taht-ı tasarruf : tasarrufu altında
tasarruf : tecellî, icraat; dilediği gibi kullanma
tasarrufât : tasarruflar
terakki etmek : ilerlemek, yükselmek
teşkil etme : meydana gelme, oluşturma
Vâcib : varlığı zorunlu olan
Vâhid : bir olan ve birliği her şeyi kaplayan
vâzıh : açık
vücud : varlık
zahir : açık
Yükleniyor...