Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Nefsine olan muhabbeti icab ettiren nefsin sana olan kurbiyeti ise, Hâlıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünkü, nefsinden o daha karîbdir. Evet, senin fikrin, ihtiyarın idrak edemedikleri sendeki mahfiyat, Hâlıkın nazarı ve ilmi altındadır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Âlemde tesadüf yoktur. Evet, bilhassa bahar mevsiminde, küre-i arz bahçesinde, bütün ağaçların dallarında, çiçeklerin yapraklarında, mezrûatın sümbüllerinde hikmet bülbülleri, hikmet âyetlerini tağannüm ve terennüm ile inşad ettikleri iman kulağıyla, basiret gözüyle dinlenilirse, tesadüf şeytanları bile kabul ile hayran olurlar.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevhid ile bütün eşyayı Vâhid-i Ehade isnad etmediğin takdirde, âlemde bulunan bütün efradın mazhar oldukları tecelliyat-ı İlâhiye adedince ilâhları kabul etmek mecburiyetindesin. Evet, gözünü şemsten yumduğun ve timsalleriyle irtibatını kestiğin zaman, timsallerine mâkes olan şeylerin adedince hakikî şemslerin vücudunu kabul etmeye mecbur olursun.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Sen bazı vecihlerden fenâya gittiğin zaman, Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîmin ilminde, meşhudunda, malûmunda bâki kalmaklığın, senin bekan için kâfidir. Yahu, herşeyi Sâhib-i Hakikîsine ver veya ona isnad et. Onun ismiyle al ki rahat edesin. Ve illâ, bu kadar eşyayı vücuda getirip nizam ve intizamlarını temin edecek o kadar ilâhları kabule muztar kalacaksın.
• • •
Önceki Risale: Şule / Sonraki Risale: Nokta
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem : dünya, evren
âyet : delil, Allah’ın varlığına işaret eden şey
bâki : devamlı ve kalıcı olan
basiret : feraset, seziş
beka : devamlılık ve kalıcılık
efrad : fertler, bireyler
fenâ : gelip geçicilik
âlem : dünya, evren
âsâr : eserler, varlıklar
azamet-i mutlaka : sınırsız büyüklük
bâtın : içte ve gizli olanı gören
bilhassa : özellikle
cûd-u mutlak : sınırsız cömertlik
daire-i kudret : Allah’ın kudret dairesi
fevkalâde : olağanüstü
feyiz : bolluk, bereket, lütuf
gayr-ı mütenahi : sonu olmayan, sonsuz
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
hariç : dışında
havaî : havaya ait, havada yaşayan
hikmet-i İlâhiye : İlâhî hikmet; Allah’ın gözettiği fayda ve gaye
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kadreşim bil ki!
icab ettirmek : gerektirmek
idrâk : anlayış, kavrayış
ihata eden : kapsayan
illâ : ancak
intizam : düzen, disiplin
itkan : sağlamlık
Kadîr-i Hakîm : herşeyi hikmetle yapan ve herşeye gücü yeten, sonsuz hikmet ve kudret sahibi Allah
karîb : yakın
keza : bunun gibi
kurbiyet : yakınlık
küre-i arz : yerküre, dünya
mahal : yer, mekân
mahfiyât : gizlilikler, gizli şeyler
mâî : suya ait, suda yaşayan
mâni : engel
mazhar : ayna, yansıma yeri
mu’ciz : mu’cize olan
muhabbet : sevgi
muhît : ihatalı, kuşatıcı
mukaddir : herbir şeyin kıymetini biçip, hassas ölçü ve miktarlarla takdir eden Allah
mücerred : soyut
nazar : bakış, görüş
nefis : bir kimsenin kendisi
nevi : çeşit, tür
nisbet : kıyas, oran
suhulet : kolaylık
şûle : parıltı
tenâhi : sona erme; sonlu olma
teveccüh : ilgi, yönelme
türâbî : toprağa ait, toprakta yaşayan
zahir : açıkta ve dışta olanı gören
zeyl : ek, ilâve
hakikî : asıl, gerçek
Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîm : rahmet ve merhameti herşeyi kaplayan ve her bir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîsi olan Yaratıcı, Allah
hikmet : varlıklardaki faydalar ve gayeler; evrendeki ve yaratılıştaki anlamlı, faydalı iş
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
ilâh : tanrı, kendisine ibadet edilen
illâ : ancak
inşad : şiir vs. okuma
intizam : düzenlilik
irtibat : bağ, ilişki
isnad etmek : dayandırmak
kâfi : yeterli
mazhar olmak : ulaşmak, elde etmek
mâkes : yansıma yeri, ayna
malûm : bilinen
mecburiyet : zorunlu olma
meşhud : görünen
mezruât : ekilip dikilenler
muztar : çaresiz, zorda kalan
nizam : düzen
Sâhib-i Hakikî : gerçek sahip olan Allah
şems : güneş
tağannüm : şarkı vs. söylemek
tecelliyât-ı İlâhiye : İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi, yansıması
temin etmek : sağlamak
terennüm : dile getirme
tevhid : birleme; her şeyin bir olan Allah’a verilmesi
timsal : görüntü
Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği her şeyi kapladığı gibi her bir şeyde de görülen Allah
vecih : yön
vücud : varlık, var oluş
vücuda getirmek : var etmek, meydana getirmek
Yükleniyor...