Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın sana in’âm ettiği vücut ile vücuda lâzım olan şeyler, temlik suretiyle değildir. Yani, senin mülkün ve malın olup istediğin gibi tasarruf etmek için verilmemiştir. Ancak, o gibi nimetlerde, Allah’ın rızasına muvafık tasarruf edilebilir.

Evet, bir misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sair şeylerde israf edemez.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdut hususî haşr ü neşirleri kör gözleriyle gördükleri halde, kıyamet-i kübrâyı ve haşr-i umumiyeyi nasıl istiğrab ediyorlar? Acaba, çiçek açıp semere veren ağaçlarda her sene îcad edilen meyvelerin haşr ü neşirlerini gördükten sonra haşr-i umumîyi istib’ad eden sıkılmaz mı?

Eğer onlar şuhudî bir yakîn ile haşr-i umumîyi görmek isterlerse, akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla, yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler. Acaba ağaç dallarından sallanan o tatlı, ballı, nazif, lâtif kudret mu’cizeleri, o mahlûkat-ı lâtife, evvelkisinin, yani ölüp giden semeratın aynı veya misli değil midir? Eğer insanlarda olduğu gibi o meyvelerde de vahdet-i ruhiye olmuş olsaydı, geçmiş ve gelen yeni meyveler birbirinin aynı olmaz mıydı? Fakat, ruhları olmadığı için aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki, ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Acaba semerattaki bu vaziyeti gören, haşri istib’ad edebilir mi?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Hubâb / Sonraki Risale: Habbe
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz-ı dîdar etmek : yüzünü arz etmek, göstermek
ayniyet : aynı oluş
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
erzak : rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
eşya : şeyler, varlıklar
gayr : başka
gayr-ı mahdut : sınırsız
haşir u neşir : yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma; kıştan sonra bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilip yeryüzüne yayılması gibi
haşir : öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
haşr-i umumî : her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
hususî : özel
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
îcad : var etme, yaratma
in’âm etmek : nimetlendirmek
israf etmek : gereğinden fazla tüketmek, savurganlık etmek
istib’ad etmek : akıldan uzak görmek
istiğrab etmek : garip karşılamak, garip bulmak
keyfiyet : özellik, nitelik
keza : bunun gibi
kıyamet-i kübrâ : büyük kıyâmet, varlığın bozulup dağılması
kudret : Allah’ın güç ve iktidarı
küre-i arz : yerküre dünya
küsuf tutmak : örtülmek, perdelenmek
lâtif : güzel, hoş
mahlûkat-ı lâtife : hoş, güzel mahlûklar, yaratılmışlar
mânevî : maddî olmayan; nurânî
misil : benzer
misliyet : birbirinin misli, benzeri
mu’cize : Allah tarafından verilen ve bir benzerini yapmada insanların aciz kaldığı olağanüstü şey
muvafık : uygun
mülk : sahip olunan şey
nazif : temiz
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
rıza : memnuniyet, hoşnutluk
rücû etmek : dönmek
sair : diğer, başka
semerat : meyveler
semere : meyve
şuhudî : açıkça, gözle görür derecede
tasarruf etmek : dilediği gibi kullanmak ve yönetmek
temlik : kişinin dilediği gibi yönetip tasarruf edeceği birşeyi mülk edinmesi, sahiplenmesi
vahdet-i ruhiye : ruh birliği; bir ve tek ruhun olması
vaziyet : durum, hâl
vukua gelme : meydana gelme
vücut : beden
yakîn : şüpheye yer bırakmayacak derecede kesinlik
Yükleniyor...