Block title
Block content
Ve keza, mânevî asansörlerle lâzım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve câmid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle o kuru ağacı acip bir vaziyete ve hayattar, antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumî ağır gelir mi? Hâşâ! Bu lâtif, nâzik masnûatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Bu bedihî bir meseledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın herbir sûresi, bütün Kur’ân’ın münderecatını icmâlen ihtiva ettiği gibi, sair sûrelerde zikredilen makasıd ve mühim kıssaları da tazammun etmiştir. Bundaki hikmet, Kur’ân’ı tamamen okumaya vakti müsait olmayan veya ancak bir kısmını veya bir sûresini okuyabilen insanlar, Kur’ân’ın hepsini okumaktan hâsıl olan sevaptan mahrum kalmamasıdır.

Evet, mükellefîn arasında bulunan ümmîler ancak bir sûreyi okuyabilirler. İ’câz-ı Kur’ân onları da tam sevap kazanmaktan mahrum etmemek için, bu nükte-i i’câziyeyi takip ederek, bir sûreyi tam Kur’ân hükmünde kılmıştır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Maddiyattan olmayan, bilhassa mahiyetleri mütebayin olan bir çoklukta tasarruf eden bir zâtın, o çokluğun herbirisiyle bizzat mübaşeret ve muâlecesi lâzım değildir.

Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufatı, tanzimatı, ancak emir ve iradesiyle husule gelir. Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri neferata havale edilirse, herbir neferin bizzat mübaşeret ve hizmetiyle veya herbir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücut bulacaktır. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hakkın mahlûkatındaki tasarrufu, yalnız bir emir ve iradeyle olur. Bizzat mübaşereti yoktur; şemsin kâinatı tenvir ettiği gibi...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Hubâb / Sonraki Risale: Habbe
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : tuhaf, şaşkınlık veren
antika : eski ve kıymetli san’at eseri
bedihî : açık, aşikâr
bilhassa : özellikle
binaenaleyh : bundan dolayı
bizzat : doğrudan
câmid : cansız
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
hâsıl olma : meydana gelme
hâşâ : asla
haşr-i umumî : her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
havale edilmek : bir iş ihale edilme, başkasına verilme, başkasına bırakılma
hayattar : canlı
hikmet : sır, sebep, gaye, maksat
husule gelmek : meydana gelmek
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cizeliği; Kur’ân’ın ifade ve anlatımıyla başkalarını benzerini yapmaktan aciz bırakması
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
icad etmek : yaratmak, var etmek
icmâlen : özetle, kısaca
ihraç etmek : çıkarmak
ihtiva etmek : içermek, içine almak
irade : dileme, tercih
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kıssa : ibret verici yaşanmış hikâye
kudret : güç, iktidar
kudret-i ezeliye : ezelden beri var olan Allah’ın kudreti
Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyân : ifade ve açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim
lâtif : güzel
maddiyat : maddeye ait, maddî şeyler
mahiyet : asıl nitelik, temel özellik
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
makasıd : gayeler, istenilen şeyler
masnûat : san’atla yaratılmış varlıklar
muâlece : bir işin üzerinde durarak teşebbüs etme, bir işe girişme; maddeten elleme, ilişme
mübaşeret : fiziksel temas, doğrudan doğruya yapma
mükellefîn : yükümlüler, sorumlular
münderecat : bir şeyin içine dercedilmiş şeyler, anlatılan şeyler, muhteva
mütebayin : birbirinden ayrı, farklı
nâzik : zarif, ince, narin
nefer : asker, er
neferat : neferler, erler
nükte-i i’câziye : mu’cizelik sırrı, mu’cizelikteki nükte, ince mânâ
sair : diğer, başka
şems : güneş
tanzimat : düzenlemeler
tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tasarrufat : herşeyi dilediği gibi kullanma ve işler yapma
tazammun etmek : içine almak, kapsamak
tenvir etme : aydınlatma
ümmî : okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş
vücut bulmak : meydana gelmek
zikredilmek : anılmak, belirtilmek
Yükleniyor...