Block title
Block content
İşte biz dahi bunu ihtiyar ettik. Bu da iki nevidir:

BİRİNCİSİ: Delil-i inayettir ki, menafi-i eşyayı tâdat eden bütün âyât-ı Kur’âniye bu delile imâ ve şu burhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde riayet-i mesalih ve hikemdir. Bu ise, Sâniin kast ve hikmetini ispat; ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor.

MUKADDEME: Eğer çendan her adam âlemdeki riayet-i mesalih ve intizamda istikrâ-i tâm edemez. Ve ihata edemez. Fakat nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr sayesinde, kâinatın herbir nev’ine mahsus kavaid-i külliye-i muntazamadan ibaret olan bir fen teşekkül etmiş ve etmektedir.

Bununla beraber, bir emirde intizam olmazsa, hüküm külliyetiyle cereyan edemediği için; kaidenin külliyeti, nev’in hüsn-ü intizamına delildir. Demek, cemi’ fünun-u ekvan, kaidelerin külliyetlerine binaen, istikrâ-i tâmla nizam-ı ekmeli intaç eden birer burhandırlar. Evet, fünun-u kâinat bitamamiha mevcudatın silsilelerindeki halkalardan asılmış olan mesalih ve semeratı ve inkılâbat-ı ahvalin telâfifinde saklanmış olan hikem ve fevaidi göstermekle Sâniin kast ve hikmetine parmakla şehadet ve işaret ettikleri gibi, şeyâtîn-i evhama karşı birer necm-i sâkıptır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âyât-ı Kur’âniye : Kur’ân âyetleri
belâgat-i Kur’âniye : Kur’ân’ın belâgati, eşsiz edebî güzelliği
beşer : insanlık
binaen : –dayanarak, dolayı
bitamamiha : tamamen, bütünüyle
burhan : güçlü ve kesin delil
cemî : bütün
cereyan : hareket, akım
çendan : gerçi, her ne kadar
delil-i inayet : Allah'ın kâinata koyduğu yararların kaynağı olan intizam ve düzen delili
emir : iş, olgu
eşmel : en kapsamlı
fen : ilim
fevâid : faydalar
fünun-u ekvan : varlıklar (âlemler) âlemiyle bağlantılı ilimler
fünun-u kâinat : kâinatı inceleyen ilimler, fenler
hikem : hikmetler, fayda ve gayeler
hikmet : Allah’ın herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hükema : filozoflar, felsefeciler
hüküm : karara varma
hüsn-ü intizam : düzenli ve dengeli oluştaki güzellik
ibaret : meydana gelen, oluşan
ihata etme : içine alma, kuşatma
ihtiyar etme : dileme, tercih etme
inkılâbat-ı ahval : hâl ve durumların dönüşmesi, değişmesi
intaç etme : sonuç verme
intizam : disiplin, düzenli oluş
istikamet : doğruluk, doğru yol
istikrâ-i tâm : bütün cüz’î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tam bir tümevarım
kast : amaç, hedef
kavaid-i külliye-i muntazama : her yerde geçerli olan küllî ve muntazam kaideler
külliyet : genel ve kapsamlı oluş
masûn : korunan, saklanan
menafi-i eşya : herşeyde gözetilen yararlar
mesalih : maslahatlar, faydalar
meslek : takip edilen yöntem, ekol
mevcudat : varlıklar
mirac-ı Kur’ânî : Kur'ânî hakikatlerden hareketle yüce mertebelere yükselme
mukaddeme : giriş, başlangıç
necm-i sâkıp : karanlığı delip geçen parlak yıldız
nefyetme : def etme, çürütme, ortadan kaldırma
nev’ : tür, çeşit
nev-i beşer : insanlık
nizam-ı ekmel : mükemmel ve kusuzsuz düzen
riayet-i mesalih ve hikem : maslahat ve hikmetlerin gözetilmesi, onlara riayet edilmesi
riayet-i mesalih ve intizam : fayda ve düzenliliğin gözetilmesi, onlara riayet edilmesi
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
semerat : meyveler, ürünler
silsile : birbirine bağlanan, bir sıra meydana getiren şey; zincir
şehadet : şahitlik, tanıklık
şeyâtîn-i evham : evham, kuruntu şeytanları
taarruz-u evham : vehimlerin hücumu
tâdad etme : sayma, sayım
telâfif : birbiri içine girmiş bölümler, kıvrımlar; lif lif olma
telâhuk-u efkâr : düşünce ve tecrübelerin birikimi
teşekkül etme : meydana gelme
ulüvv-ü rütbe : rütbenin, derecenin yüksekliği
umum : bütün, genel
vehm : kuruntu, zan
vuzuh : açıklık
zübde : netice, öz
Yükleniyor...