Block title
Block content
Vehim ve tenbih
Eğer istidlâlin makamında denilseydi ki:
“Elektriğin acaibi ve cazibe-i umumiyenin garaibi ve küre-i arzın yevmiye ve seneviye olan hareketi ve yetmişten ziyade olan anasırın imtizac-ı kimyeviyelerini ve şemsin istikrarıyla beraber sûriye olan hareketini nazara alınız, tâ Sânii bilesiniz.” İşte o vakit, delil olan san’at, mârifet-i Sâni olan neticeden daha hafî ve daha gamız ve kaide-i istidlâle münafi olduğundan, bazı zevahiri, efkâra göre imâle olunmuştur. Bu ise, ya müstetbeü’t-terâkip kabilesinden veya kinâî nev’inden olduğu için, medar-ı sıdk ve kizb olmaz. Meselâ, قَالَ lâfzındaki elif elif’tir. Aslı vav olsa, kâf olsa, ne olursa olsun tesir etmez.

Ey birader, insaf et: Acaba şu üç nokta-i itiraz cemi’ a’sarda cemi’ insanların irşadları için inzal olunan Kur’ân’ın i’câzına en zahir delil değil midir? Evet.

وَالَّذِى عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ الْمُعْجِزَ اِنَّ نَظَرَ الْبَشِيرَ النَّذِيرَ وَبَصِيرَتَهُ النَّقَّادَةَ اَدَقُّ وَاَجَلُّ وَاَجْلٰى وَاَنْفَذُ مِنْ اَنْ يَلْتَبِسَ اَوْ يَشْتَبِهَ عَلَيْهِ الْحَقِيقَةُ بِالْخَيَالِ وَاِنَّ مَسْلَكَهُ الْحَقَّ اَغْنٰى وَاَعْلٰى وَاَنْزَهَ وَاَرْفَعَ مِنْ اَنْ يُدَلِّسَ اَوْ يُغَالِطَ عَلَـى النَّاسِ 1
2 Neam, hayalin ne haddi vardır ki, nurefşan olan nazarına karşı kendini hakikat gösterebilsin? Evet, mesleği nefs-i hak ve mezhebi ayn-ı sıdktır. Hak ise, tedlis ve tağlit etmekten müstağnîdir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânı öğretene and olsun ki, beşîr ve nezîr olan zâtın bakışı ve herşeyi inceden inceye tetkik eden basireti, hakikati hayale karıştırmak veya benzetmekten yüce, dakik ve parlaktır; hak olan mesleği ise, insanları aldatmak veya yanıltmaktan müstağni, münezzeh ve yücedir.
2 : Şu Arabiyyü’l-ibare, iki mezheb-i bâtılın reddine işarettir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acaib : şaşırtıcı özellikler
anasır : unsurlar, elementler
âyât : âyetler
ba’z : bir kısmı, bir parçası, bazısı
cazibe-i umumiye : genel çekim kanunu
cevahir : cevherler, deniz kabuğu içindeki inciler
cumhur : halk kitlesi
delâlet etme : delil olma, işaret etme
efham : anlayışlar; anlayış şekilleri
ehavat : kardeşler, benzer şeyler
ehl-i tahkik : varlıkların ardındaki hakikatleri delilleriyle araştıran kişiler
emarat : belirtiler, izler
garaib : tuhaf, hayret verici şeyler
imale : bir tarafa meylettirme, yöneltme
imtizac-ı kimyeviye : kimyasal bileşim
irşad-ı cumhur : geniş halk kitlelerine doğru yolun gösterilmesi
isbat-ı adalet : adaletin ispatı
isbat-ı haşir : âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma hakikatinin ispatı
isbat-ı nübüvvet : peygamberlik kurumunun ispatı
isbat-ı Sani-i Vahid : Cenâb-ı Hakkın varlığının ve birliğinin ispatlanması
isti’nas-ı efkâr : fikirlerin ünsiyet etmesi, alışması
istidlâl : delil getirme, deliller ışığında yeni bir neticeye ulaşma
istitradî : asli mevzudan olmayıp sırası gelmişken bir konuyu dile getirme
ittizah-ı delil : delillerin açık bir şekilde ortaya konulması
izhar etme : açığa çıkarma, gösterme
karain : karineler, ip uçları
karine : delil, ipucu
kelimetullah : Allah’ın sözü; Allah’ın kelâm sıfatından gelen Kur’ân-ı Kerim
keyfiyet-i teşekkül : meydana gelme özelliği
Kitâb-ı Mübîn : herşeyi açıkça beyan eden kitap, Kur’ân-ı Kerim
küre-i arz : yeryüzü, dünya
mâ fiz-zamir : bir şeyin içinde gizli olan hakikatler
maksad-ı aslî/maksud-u aslî : asıl maksat, esas kastedilen hedef
mânâ-yı zahirî : görünürdeki mânâ, dış anlam
mu’tekadât-ı hissiye : hislerle ilgili olan, hisse dayalı inançlar
mukarrer : kesin hatlarıyla ortaya konulmuş
murad : irade edilen, varılmak istenen hedef
müddeâ : iddia edilen şey
müfessir : açıklayan, yorumlayan
münhasır : (bir şeyle) sınırlı; sadece bir şeye ait kılma
nasb : koyma, yerleştirme
Nezzam-ı hakikî : bütün varlıkları eşsiz nizam ve intizam içinde yaratan Allah nizam
nizam-ı bedî : eşsiz güzellikte olan düzen, nizam
nusûs : naslar, Kur’ân-ı Kerim ve hadisin açık hükümleri
sadef : inci kabuğu
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah
Şâri’ : kanun koyucu; kullarına yapmaları ve yapmamaları gerekli davranışlarla ilgili kanun ve kurallar koyan Allah
şemsin istikrarıyla beraber sûriye olan hareketi : güneşin sabit olduğu halde, hareket ediyor gibi görünmesi
taallûk etme : bağlantılı olma, ait olma
telâfîf : iç içe, lif lif olan yapı, katmanlar
tenbih : ikaz, uyarı
tezahür etme : ortaya çıkma, görünme
vehim : varsayım, şüphe, kuruntu
yevmiye ve seneviye : günlük ve yıllık
zahir : açık
zevahir : dışta zahirde olanlar, dış mânâlar
zikr-i ekvan : bütün âlemdeki varlıkların Allah’ı zikretmesi
a’sar : eserler
Arabiyyü’l-ibare : Arapça ibare, metin
ayn-ı sıdk : tamamen doğru, doğruluğun ta kendisi
cemî : bütün
cezahümüllahu hayren : “Allah onları en hayırlı şekilde ödüllendirsin” mânâsında bir dua
efkâr : fikirler, düşünceler
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
gamız : anlaşılmaz, kapalı
hafî : gizli, örtülü
havarık-ı zahire : gözle görülen, dışa yansıyan harikalar
i’câz : mu’cize oluş, muhatapları olağanüstü şekilde acze düşürme
imâle : meylettirme, benzetme yoluyla akla yaklaştırma
insaf : merhamet ve adalet dairesinde, hakkı kabule dayalı ılımlı davranış
inzal olunan : indirilen
irşad : doğru yolu gösterme
kabilesinden : bir konunun sınırları içinde yer alması yönünden; türünden
kaide-i istidlâl : bir konu hakkında ispat için uyulması gerekli delil sunma kaidesi; çıkarımda bulunma kaidesi
kinâî : maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı olarak anlatan söz biçimi (kinaye)
lâfız : ifade, söz, kelime
marifet-i Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme
mârufe : bilinen, belli; meşhur
medar-ı sıdk ve kizb : doğru ve yalan alanı
meslek : yol, ekol, tarz
meşhun : dolu, doldurulmuş
meşhure : meşhur, herkes tarafından bilinen
mezheb : gidilen yol
mezheb-i bâtıl : hak olmayan mezhep
mu’cizat-ı mahsusa : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hergangi bir şeyle ilgili gösterdiği mu'cizeler, kendisine mahsus mu’cizeler
münafi : zıt
müstağnî : çok uzak ve arınmış
müstetbeü’t-terâkip : işaret, telmih, remiz gibi asıl sözün etrafında bulunan birbirine bağlı ikinci derecedeki mânâlar; çağrışımlar
nazar : bakış, dikkat, göz
neam : evet
nefs-i hak : hak ve hakikatin bizzat kendisi nev’
nokta-i itiraz : itiraz noktası
nurefşan : nur saçan
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
siyer : Peygamberimizin (a.s.m.) hayatını konu alan ilim dalı
tağlit : yanıltmak
tedlis : aldatmak
ulema-yı kiram : önde gelen büyük alimler
zahir : açık, âşikar
zevahir : sözlerin zahirî açıdan ifade ettikleri mânâlar
Yükleniyor...