Block title
Block content
Hem de âdât-ı müstemirredendir ki, kitab-ı vahidde ulûm-u kesire tezahüm eder. Zira ulûm birbirini intaç ve birbirinin elini tutmakla teânuk ve tecavüb ettiklerinden, o derecede iştibak hasıl olur ki, bir fende telif olunan bir kitapta, o fennin mesaili, o kitabın muhteviyatına nisbeti, ancak zekâtı çıkabilir. Bu sırdan gaflet iledir ki, bir şeriat veya bir tefsir kitabında istitraden derc olunmuş bir meseleyi gören bir zahirperest veya mugalâtacı bir adam der ki: “Şeriat ve tefsir böyle der.” Eğer dost olsa diyecek: “Bunu kabul etmeyen Müslüman değildir.” Şayet düşman olsa, o bahaneyle der: “Şeriat veya tefsir—hâşâ—yanlış.”

Ey ifrat ve tefrit sahipleri! Tefsir ve şeriat başkadır; tefsir ve şeriatte telif olunan kitap yine başkadır. Zira kitap daha geniştir. O dükkânda cevherden başka kıymetsiz şeyler dahi bulunur. Eğer bunu fehmedebildin; hayse beyseden kurtulacaksın.

Dikkat et: Nasıl ki bir evin levazım-ı mütenevviası yalnız bir san’atkârdan alınmaz. Belki herbir hâcette, o san’atta mütehassıs olana müracaat olmak gerektir. Öyle de, saadet-saray-ı kemâlâtta, o kanuna tatbik-i hareket etmek gerektir. Acaba görülmüyor mu ki, birinin saati kırılsa, terziye “Saatimi dik” dese, “yuha”dan başka cevap var mıdır?

İşaret

Bu mukaddemenin üssü’l-esası budur ki: Sâni-i Zülcelâlin hilkat-i âlemde cârî ve taksimü’l-a’mâl kaidesinden akan kanun-u tekemmül ve terakkîde mündemiç olan rıza ve işaretinin imtisali farz iken, itaat tamam edilmemiştir. Şöyle:..
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdât-ı müstemirre : yerleşmiş, devamlı yapılan alışkanlıklar
amame : sarık
âmî : cahil, sıradan kimse, niteliksiz
avzen : suların biriktiği yer, havuz
âza : organlar
cereyan etme : meydana gelme
dahîl : yabancı; bir işe selâhiyeti ve hakkı olmadan dışarıdan giren
fakih : fıkıh ilmi ile uğraşan, fıkıh âlimi
farz olmak : varsayılmak
fen : bilim dalı
ferid : üstün, eşsiz, sahasında tek, yektâ
gayr : diğer, başka
hakaik-i tarihiye : tarihî gerçekler; tarih ilminin ulaştığı sonuçlar
icmâ-ı fukaha : fıkıh ilmiyle uğraşanların şeriata ait bir mesele üzerinde aynı görüşte birleşmeleri
imtizaç : uyuşma, muhafız ve mutabık olma
intaç etmek : netice vermek
kabil-i hayat : hayat sahibi olabilme, canlı olması mümkün
kaide : kural, prensip
kavaid-i usuliye : ana kaideler; usüle (metodolojiye) ait kurallar
kitab-ı vahid : tek kitap
küre : yerküre, dünya
lâtife-i faraziye : varsayılan bir lâtîfe, temsil
malûmat : bilgiler
malûmat-ı perişan : dağınık, karışık bilgiler
malûmat-ı saire : diğer, başka bilgiler
medet : yardım
meleke : tecrübe ve tekrarla ve çok kullanmakla elde edilen beceri, maharet, iktidar, ustalık
muteber : geçerli, itibar edilen, güvenilir
müçtehid : âyet ve hadisler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kàbiliyetine sahip olan
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
mütemmime : tamamlayan, tamamlayıcı
müttehem : itham olunan, kendisinden şüphe edilen
nakkaş : nakışlayan, süsleme yapan san’atkâr
nazar : bakış, görüş
nisbeten : kıyasla, oranla
sair : diğer, başka
suret : şekil, fotoğraf
suret-i acîbe : tuhaf, şaşırtıcı görünüş
suret-i hakikiye : gerçek görünüş
şerâit-i hayat : hayatın şartları, hayat için gerekli şartlar
tasvir : canlandırarak anlatma, şekillendirerek ifade etme; fotoğraf çekme
teânuk etmek : birbirine sarılmak
tecavüb etmek : birbirinin ihtiyacına cevap vermek
temessül etmek : belirmek, görünmek, şekillenmek
tenvir : aydınlatma
terkib : birleştirme, sentez, inşa, var olan şeyleri bir araya getirerek oluşturma
tesadüf : rastlantı
tezahüm etmek : toplanmak, yığılmak
timsal : görüntük, resim, heykel, tasvir
ucube : çok acayip ve garip şey
ulûm : ilimler
ulûm-u kesire : birçok, çeşitli ilimler
umum : bütün, genel
usûlü’l-fıkıh : fıkıh metodolojisi, fıkıhla ilgili hükümlere ulaşırken, müçtehidin dayanacağı kaynakları ve bu kaynaklardan hüküm çıkarma yollarını gösteren ilim
velev ki : gerçi, hatta, her ne kadar
zenav : havuz, suların biriktiği yer
beşer : insan
cârî : geçerli, cereyan eden
cevher : değerli, kıymetli taş
derc olmak : içine yerleştirilmek
dest-i inayet : yardım eli; İlâhî şefkatin eli
eda : yerine getirme
emr-i mânevî : mânevî emir
farz : Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
farzü’l-kifaye : dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım insanların yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen görev
fehmetmek : anlamak
fünun : fenler, bilimler
gaflet : dalgınlık, dikkatsizlik, duyarsız olma hâli
hâcet : ihtiyaç
hasıl olmak : meydana gelmek
hâşâ : kesinlikle öyle değil
hayse beyse : “Öyle mi, böyle mi?” diye tereddüt
hikmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması
hilkat-i âlem : âlemin yaratılışı
ifrat : aşırılık, gereğinden daha fazla olma durumu
imtisal : emre uyma, boyun eğme; işe sarılma
istidadat : istidatlar, kàbiliyetler, yetenekler
istitraden : asli mevzudan olmayan, tamamlayıcı unsur olarak
iştibak : birbirine geçme, ağ, örgü
itaat : emre uyma, boyun eğme
kaide : kural, prensip
kaide-i taksimü’l-a’mâl : işbölümü kuralı, prensibi
kanun-u tekemmül : tekemmül kanunu, olgunlaşma, kemâle erme kanunu
levazım-ı mütenevvia : çeşitli ihtiyaçlar, gereçler
mahiyet : asıl özellik, nitelik
mesail : meseleler
mugalâtacı : safsatacı, demagog; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleyen
muhteviyat : içerik, içindekiler; kitabın içinde yer alan konular
mukaddeme : başlangıç
muktazi : gerekçe, gerektirici sebep
mündemiç : kapsayan, içine alan
müracaat etmek : baş vurmak
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
müyûlât : meyiller, eğilimler
nisbet : oran
saadet-saray-ı kemâlât : mükemmelliğin mutluluk sarayı
sanâyi : san’at; endüstri
Sani-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yapan büyüklük ve haşmet sahibi Allah
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
şeriat-ı hilkat : yaratılış kanunu
taksimü’l-a’mâl : işbölümü
tatbik-i hareket : hareketini uydurma
tefrit : tersine aşırılık, gereğinden daha az, aşağı olma durumu
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
telif olunan : yazılan, kaleme alınan
terakkî : ilerleme, yükselme
üssü’l-esas : sağlam temel; temelin temeli
zahirperest : dış görünüşe ehemmiyet veren, dışa yansıyan yönlere göre hüküm veren
zekât : kırkta bir veya onda bir
Yükleniyor...