Block title
Block content
Kaide-i taksimü’l-a’mâli muktazi olan hikmet-i İlâhiyenin dest-i inayetiyle beşerin mahiyetinde ekmiş olduğu istidadat ve müyûlâtı ile şeriat-ı hilkatin farzü’l-kifayesi hükmünde olan fünun ve sanayiin edasına bir emr-i mânevî vermişken, su-i istimalimizle o istidattan tevellüd eden meyle kuvvet ve medet verici olan şevki, bu hırs-ı kâzip ve şu re’s-i riya olan meylü’t-tefevvuk ile zayi edip söndürdük. Elbette, isyan eden, Cehenneme müstehak olur. Biz de, bu hilkat denilen şeriat-ı fıtriyenin evamirine imtisal edemediğimizden, cehennem-i cehl ile muazzeb olduk. Bu azaptan bizi kurtaracak, taksimü’l-a’mâl kanunuyla amel etmektir. Zira, seleflerimiz taksimü’l-a’mâlin ameliyle cinan-ı ulûma dâhil olmuşlardır.
Hâtime

Bir gayr-ı müslim, yalnız mescide girmekle Müslüman olmasına kâfi olmadığı gibi, tefsirin veya şeriatın kitaplarına, hikmet veya coğrafya veya tarih gibi bir fennin meselesi girmesiyle, tefsir veya şeriat olamaz. Hem de bir müfessir veya fakih, mütehassıs olmak şartıyla, hükmü yalnız nefs-i şeriat ve tefsirde hüccettir. Yoksa, tufeylî olarak izinsiz tefsir, şeriat kitaplarına girmiş emirlerde hüccet değildir. Zira onlarda tufeylî olabilir. Nâkile itab yoktur. Evet, bir fende sözü hüccet olanın sair fenlerde nakil veya dâvâ cihetiyle hükmünü hüccet tutmak, taksimü’l-mehasin ve tefrikü’l-mesai olan kanun-u İlâhîsine veçh-i rıza göstermemek demektir.

Hem de mantıkça müsellemdir ki: Hüküm, mevzû ile mahmulün yalnız veçh-i mâ ile tasavvurlarını iktiza eder. Ve onların teşrihat-ı sairesi ise, o fenden değildir. Başka fennin mesailinden olmak gerektir.

Hem de mukarrerdir ki: Âmm, hâssa delâlât-ı selâsenin hiçbirisiyle delâlet etmez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

beşer : insan
cârî : geçerli, cereyan eden
cevher : değerli, kıymetli taş
derc olmak : içine yerleştirilmek
dest-i inayet : yardım eli; İlâhî şefkatin eli
eda : yerine getirme
emr-i mânevî : mânevî emir
farz : Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
farzü’l-kifaye : dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım insanların yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen görev
fehmetmek : anlamak
fünun : fenler, bilimler
gaflet : dalgınlık, dikkatsizlik, duyarsız olma hâli
hâcet : ihtiyaç
hasıl olmak : meydana gelmek
hâşâ : kesinlikle öyle değil
hayse beyse : “Öyle mi, böyle mi?” diye tereddüt
hikmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması
hilkat-i âlem : âlemin yaratılışı
ifrat : aşırılık, gereğinden daha fazla olma durumu
imtisal : emre uyma, boyun eğme; işe sarılma
istidadat : istidatlar, kàbiliyetler, yetenekler
istitraden : asli mevzudan olmayan, tamamlayıcı unsur olarak
iştibak : birbirine geçme, ağ, örgü
itaat : emre uyma, boyun eğme
kaide : kural, prensip
kaide-i taksimü’l-a’mâl : işbölümü kuralı, prensibi
kanun-u tekemmül : tekemmül kanunu, olgunlaşma, kemâle erme kanunu
levazım-ı mütenevvia : çeşitli ihtiyaçlar, gereçler
mahiyet : asıl özellik, nitelik
mesail : meseleler
mugalâtacı : safsatacı, demagog; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleyen
muhteviyat : içerik, içindekiler; kitabın içinde yer alan konular
mukaddeme : başlangıç
muktazi : gerekçe, gerektirici sebep
mündemiç : kapsayan, içine alan
müracaat etmek : baş vurmak
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
müyûlât : meyiller, eğilimler
nisbet : oran
saadet-saray-ı kemâlât : mükemmelliğin mutluluk sarayı
sanâyi : san’at; endüstri
Sani-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yapan büyüklük ve haşmet sahibi Allah
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
şeriat-ı hilkat : yaratılış kanunu
taksimü’l-a’mâl : işbölümü
tatbik-i hareket : hareketini uydurma
tefrit : tersine aşırılık, gereğinden daha az, aşağı olma durumu
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
telif olunan : yazılan, kaleme alınan
terakkî : ilerleme, yükselme
üssü’l-esas : sağlam temel; temelin temeli
zahirperest : dış görünüşe ehemmiyet veren, dışa yansıyan yönlere göre hüküm veren
zekât : kırkta bir veya onda bir
amel etmek : iş görmek, davranmak
amel : çalışma, işleme
âmm : genel bir mânânın bütün fertlerini kapsayan lâfız
cehennem-i cehl : cehalet cehennemi
cinan-ı ulûm : ilimlerin cennetleri; ilim bahçeleri
dâhil olma : içerisinde olma
dâvâ : iddia
delâlât-ı selâse : üç delil; mantık ilminde kullanılan üç çeşit delil. Delâlet-i mutâbıkiye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizâmiye
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
evamir : emirler, kanunlar
fakih : fıkıh (din, şeriat) ilminin üstadı, fıkıh âlimi
fen : bilim dalı
gayr-ı müslim : Müslüman olmayan
hâs : tek bir mânâ için kullanılan lâfız ve belirli bir fert için kullanılan isim
hâtime : sonuç, son bölüm
hırs-ı kâzip : aldatıcı hırs
hikmet : ilim ve fenler, felsefe
hilkat : yaratılış
hüccet : delil, kanıt
iktiza etmek : gerektirmek
imtisal etmek : emre uymak, yerine getirmek
istidat : kàbiliyet, yetenek
itab : kınama, azarlama
kanun-u İlâhî : Allah’ın koyduğu kanun
mahmul : yüklem; mantıkta müsned’e denir. Meselâ, “insan nâtıktır” cümlesinde “nâtık (konuşan)” mahmuldür; insan mevzudur
medet : yardım
mesail : meseleler
mevzu : mantıkta hükmün konusu, öznesi
meyl : eğilim, istek ve arzu
meylü’t-tefevvuk : başkalarından üstün olma meyli, eğilimi
muazzeb olma : azap görme, eziyet çekme
mukarrer : kesinlik kazanmış, istikrar kazanmış, karar kılmış
müfessir : Kur’ân’ı tefsir eden, yorumlayan kimse
müsellem : doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş
müstehak : hak etmiş, lâyık
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
nâkil : nakleden, aktaran; bir bilgiyi aktaran
nefs-i şeriat : şeriatın kendisi, esası, aslı
re’s-i riya : riyanın başı, kaynağı
sair : diğer, başka
selef : önceki; bir makam veya mevkide önce bulunan ve yerine geçilen kimse
su-i istimal : kötüye kullanma
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
şeriat-ı fıtriye : Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tâbi olduğu kanunlar
taksimü’l-a’mâl : işbölümü
taksimü’l-mehasin : güzellikleri, iyilikleri paylaşma
tasavvur : düşünme, zihinde şekillendirme, hayalde canlandırma
tefrikü’l-mesai : mesailerin düzenlenmesi, iş taksimatı, çalışma programı
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi açıklayan, yorumlayan kitap
teşrihat-ı saire : diğer araştırma ve incelemeler (hükmün doğru veya yanlış olması gibi meseleler)
tevellüd etme : doğma, meydana gelme
tufeylî : asalak, yardımcı unsur olarak dışarıdan alınan mesele
veçh-i mâ : herhangi bir yön, şekil
veçh-i rıza : rıza yönü, rıza yüzü
zayi etmek : kaybetmek, boşa çıkarmak
Yükleniyor...