Block title
Block content
Beyit:
جُمْلَه شِيرَانِ جِهَانْ بَسْتَهء اِيْن سِلْسِلَه اَنْد
رُوبَه اَزْحِيلَه جِه سَانْ بِكُسَلَدْ اِينْ سِلْسِلَه رَا 1

Emmâ ba’d: Şu fakir, garîb Nursî ki, “Bid’atüz-zaman” lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan “Bediüzzaman” ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” der ki:

İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usûlüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir.

Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü’l-metinine sarılacağız.

Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü’l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhâmın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşvünema bulacaktır—eğer çendan toprakta gizlense...

Ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır—eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar...

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Cihanın bütün arslanlarının bağlandıkları bir zinciri hileci bir tilkinin koparmasına imkân var mıdır?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akaid : iman esasları
Bediüzzaman : zamanın harikası; çağın eşsiz güzelliği, ziyneti
beyit : anlam bakımından birbirine bağlı, iki mısradan oluşan şiir parçası
biat : bağlılık yemini
biçare : çaresiz
Bid’atüz-zaman : zamanın dışında, zamana aykırı olarak ortaya çıkan
bilâ-perva : pervasız, çekinmeden
ceza : karşılık
çendan : gerçi, her ne kadar
dest-i sadakat : sadakat, bağlılık eli
efkâr : fikirler, düşünceler
emmâ ba’d : “bundan sonra” anlamına gelen bu ibare, İslâmî eserlerde hamd ve salâvattan sonra asıl maksada geçilirken söylenir
evham : kuruntular, şüpheler
feryad ü figan : bağırıp çağırma, ağlayıp sızlama
garîb : gurbette olan; kolay anlaşılmayan
hablü’l-metin : sağlam ip, çok kuvvetli ip (İslâm, Kur’ân)
hak : doğru, gerçek
hakaik : gerçekler
hayâlât ve evhâmın müdâfaası : hayallerin ve vehimlerin defedilmesi, kovulması ve onlara karşı hakkın savunulması
hayalât : hayaller C
hikâyât : hikâyeler
ifa etme : yerine getirme
ihvan-ı müslimîn : Müslüman kardeşler
İsrailiyât : Yahudi ve Hıristiyanların inanç, ahlâk, tarih ve efsaneye dayalı kültüründen İslâma karıştığı veya karıştırıldığı bilenen şeyler; daha çok Yahudi kitaplardan nakledilen, Kur’ân ve hadisin getirmiş olduğu ölçülere uymayan hurafelerle karışık bir kısım hikâye ve haberler
itikad : inanç
kışr : kabuk
lübb : öz, iç
mağz : öz
mecazat : mecazlar; gerçek anlamı dışında başka bir mânâyı anlatan sözler (mecaz)
mübareze : karşı koyma, mücadele
müsemmâ : adlandırılan, isimlendirilen, bir ismin sahibi olan
müstehak : hak etmiş, lâyık
neşvünema : büyüyüp gelişme
sefalet : perişanlık, yoksulluk
sevkü’l-ceyş : askerî birlikleri sevk ve idare etme
su-i edep : edep dışı, edebe aykırı
su-i fehim : kötü anlayış, yanlış anlamak
şecaat : yiğitlik, cesurluk
tarziye : özür dileme, rızasını alma
tedennî-i millet : milletin gerilemesi, seviye kaybetmesi
tedip : (terbiye etmek, ıslah etmek için) cezalandırma
tesettür : örtünme, gizlenme
usûl : asıllar, esaslar, temel prensipler
vâ esefâ : esefler olsun, çok yazık
vakf-ı nazar : bakışın, dikkatin odaklanması
yakîn : kuşku ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme, görür gibi inanma
zahir : dış görünüş
zillet : alçaklık, aşağılık
Yükleniyor...