Block title
Block content
Tenbih

Hadis-i şerifte varid olduğu gibi, her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır. 1 Ulûm-u İslâmiye buna şahittir. Bu meratibin herbirinin birer derecesi, birer kıymeti, birer makamı vardır; temyiz lâzımdır. Lâkin tezahum yoktur. Fakat iştibak iştibahı intaç eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Öyle de, devair ve meratip tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir.

On Birinci Mukaddeme

Kelâm-ı vahidde ahkâm-ı müteaddide olabilir. Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. Zevil’elbabca mukarrerdir: Kaziye-i vâhide, müteaddid kazâyâyı tazammun eder. O kaziyelerin herbiri ayrı birer madenden çıktığı gibi, ayrı ayrı birer semere de verir. Birbirinden fark etmeyen, haktan bîgâne kalır.

Meselâ, hadiste denilmiş: 2 اَنَا وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ Yani, “Ben ve kıyamet, bu iki parmak gibiyiz.” Mabeynimizde tavassut edecek peygamber yoktur. Veya hadisin muradı ne ise haktır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü’l-Kadîr, 3:54.
2 : Buharî, Rikak, 39, Tefsir: 79, Sûre: 1; Müslim, Fiten: 132-135; Tirmizî, Fiten: 39; Müsned, 3:124, 130, 131, 193, 218, 222, 237, 275, 278, 283, 311, 319, 4:309, 5:92, 103, 108, 330, 335, 338.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm-ı müteaddide : çeşitli, birden fazla hükümler
bâtın : iç yüz; görünmeyen, gizli mânâ, zâhirin zıddı
betalet : tembellik, işsizlik
bîgâne : yabancı, ilgisiz
cevahir : cevherler, değerli taşlar
daire-i akaid : inançların, itikatların dairesi
daire-i esbab : sebepler dairesi, herşeyin bir sebebe binaen cereyan ettiği yer
devair : daireler
gusun : dallar, budaklar
had : sınır
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
i’tizal : mu’tezile mezhebinden olmak; akla ve sebeplere aşırı önem vererek, orta yol olan Ehl-i Sünnet inancından ayrılmak (bk. bilgiler – Mu'tezile)
intaç etmek : netice vermek
iştibah : birbirine benzeme, karışıklık
iştibak : birbirine karışma, karşılıklı birbirine geçme
kazâyâ : kaziyeler, hükümler, önermeler
kaziye : hüküm, önerme
kaziye-i vâhide : tek bir hükümden oluşan önerme
kelâm : ifade, söz
kelâm-ı vahid : tek bir söz, tek bir ifade
mabeyn : ara, iki şeyin arası
meratip : mertebeler, dereceler
mukaddeme : başlangıç, giriş
mukarrer : kesinlik kazanmış
murad : kastedilen, istenen
mutazammın : içinde bulundurma
muttala : çıkış, doğuş noktası; ıttıla olunacak mahal
müraât-ı esbab : sebeplere uymak, tedbir almak
müteaddid : çeşitli, birden fazla
sadef : inci kabuğu, inciyi muhafaza eden kabuk
semere : meyve, netice
şücun : dallar
tavassut etmek : vasıta olmak, aracılık etmek
tazammun etmek : içermek, içine almak, kapsamak
tefrik : ayırma, ayırd etme
temyiz : ayırma, ayırt etme
tenbih : ikaz, uyarı
tevatür : yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir hadisi aktarması
tevekkül : sebeplere teşebbüs ettikten sonra işi Allah’a havale etmek
tezahum : sıkışmak, kalabalık etmek
ulûm-u İslâmiye : İslâmî ilimler
varid : söylenen, gelen
zâhir : açık, görünen
zevil’elbab : akıl sahipleri
Yükleniyor...