Block title
Block content
Hadis olarak işitiliyor: “Her akşamda güneş Arşa gider, secde eder. İzin alıyor, sonra geliyor.” Evet, şemse müekkel olan melek; ismi Şems, misali de şemstir. Odur, gider, gelir.

Hem de hükema-i İlâhiyyûn nezdinde, herbir nevi için hayy ve nâtık ve efrada imdad verici ve müstemidd’i bir mahiyet-i mücerrede vardır. Lisan-ı şeriatta “melekü’l-cibal” ve “melekü’l-bihar“ ve “melekü’l-emtar“ gibi isimlerle tabir edilir. Fakat tesir-i hakikîleri yoktur. Müessir-i Hakikî, yalnız Zât-ı Akdestir.

1 اِذْ لاَ مُؤَثِّرَ فِى الْكَوْنِ اِلاَّ اللهُ Esbab-ı zahiriyenin vaz’ındaki hikmet ise: İzhar-ı izzet ve saltanat tabir olunan dest-i kudret, perdesiz daire-i esbaba mün’atıf olan nazara karşı, zahiren umur-u hasiseyle mübaşeret ve mülâbeseti görülmemektedir. Fakat daire-i akide denilen hak ve melekûtiyette herşey ulvîdir. Dest-i kudretin perdesiz mübaşereti izzete münasiptir.
ذٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ 2

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Kâinatta Allah’tan başka Müessir-i Hakiki yoktur.
2 : “İşte bu dilediğini yapmaya kàdir olan ve herşeyi hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.” En’am Sûresi, 6:96; Yâsin Sûresi, 36:38; Fussilet Sûresi, 41:12.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

amel : bilineni uygulama, çalışma, emek sarfetme
âzam-ı maişet : en büyük geçim kaynağı
beka bulmak : kalıcı ve sürekli hâle gelmek
daire-i akide : inanç dairesi
daire-i esbab : sebepler dairesi
dest-i kudret : Allah’ın kudret eli
âhâd (hadis) : bir tek kişi tarafından rivayet edilen hadis
akide : inanç, iman esasları
âlem-i melâike : melekler dünyası
Arş : göğün en yüksek katı
Arş-ı Âzam : büyük arş; Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
binaen : –dayanarak, dolayı
ahsen : daha güzel, daha sevaplı
arz : yer, dünya
burhan-ı kat’î : sağlam ve sarsılmaz kesin delil
dahîl : yabancı; bir yere sonradan giren
daire-i İslâmiyet : İslâmiyet dairesi
dimağ : beyin
efdal : daha faziletli, daha üstün
ehl-i hayal : hayâlciler; hayal dünyasına dalanlar
elhasıl : kısaca, özetle
farz : Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hak : doğru, gerçek
hakikat : doğru ve gerçek
hâlî : boş
havf : korku
hikmet : Allah'ın herşeyi anlamlı ve bir fayda ve gayeye yönelik olarak tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hût : balık; Balık burcu
ihtilâl etmek : karıştırmak
iktiza etmek : gerektirmek
ilhak : ekleme, ilâve etme
itaat etme : emre uyma, boyun eğme
ittisal : ulaşma, bitişme
kelime-i hamka : ahmakça söylenen söz
kısas-ı meşhure : meşhur kıssalar, hikâyeler
mervî : rivayet edilen, nakledilen
meyil : arzu, istek, eğilim
mezheb : gidilen yol, ekol
muhalif : aykırı, zıt
mukaddeme : giriş, giriş bölümü
mukaddeme-i Salise : üçüncü mukaddeme
münafat : aykırılık, zıtlık
münafi : zıt
müşteri : alıcı, bir şeyi almaya talip olan
müvesvis : vesvese veren, şüphe ve kuruntu veren
nispet : bağ, ilişki
pûşide olma : örtülü, kapalı kalma
râvi : rivâyet eden, nakleden
rivayet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
Sâni-i Âlem : kâinatı san’atla ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
sema : gök
Sevr ve Hût : öküz ve balık
sevr : öküz, boğa; Boğa burcu
sofestaî : şüpheci; herşeyi, hattâ kendisini dahi inkâr eden, olumlu veya olumsuz hiçbir hükme varmayan daima şüphe içinde kalmayı esas alan bir felsefi zihniyet ve tutum sahibi, septik
taat : emre uyma, itaat
tenbih : ikaz, uyarı
tenkit : eleştiri
teşehhî : hırsla isteme, arzulama
tufeylî : bir yere sonradan gelen, asıldan olmayan fazlalık, asalak
umur : emirler, işler
vacip : yapılması zorunlu olan şey
zaaf-ı akide : inanç zayıflığı
zemin : dünya
dahil olmak : içerisinde olmak
efrad : fertler, bireyler
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hamele-i arş : Arş’ın taşıyıcıları
hayalât : hayaller
hayy : diri, canlı
himmet : ciddî gayret, yardım
hût : balık; Balık burcu
hükema-i İlâhiyyûn : İlâhiyatçı felsefeciler; Allah’ın varlığına inanan filozoflar
imdad : yardım
İsrailiyat : Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarından nakledilen ve Kur’ân ve Hadis ölçülerine uymayan hurafelerle karışık hikâye ve haberler
kat’iyyü’d-delâlet : metnin mânâya olan işareti kesin olması, “Acaba metinden bu mânâ mı kastediliyor?” şeklinde bir şüphenin bulunmaması
kat’iyyü’l-metin : metnin (sözün) kesin ve şüphesiz oluşu; ibarenin ilk kaynaktan aynen geldiğinin kesin olarak bilinmesi (meselâ metnin âyet veya hadis olduğu kesin olarak bilinmesi)
küre : yerküre, dünya
lisan-ı şeriat : şeriat dili, dînî literatür
mahamil-i sahiha : bir söze yüklenen sahih, doğru ve güvenilir mânâlar
mahiyet-i mücerrede : eşyanın şekil ve suretlerinden farklı olan ve dış dünyada maddî olarak varlığı gözükmeyen mahiyet, hakikat, gerçek; soyut ve mânevî öz
melâike : melekler
melek-i müekkel : görevli melek
melekü’l-bihar : denizlerden sorumlu olan görevli melek
melekü’l-cibal : dağlardan sorumlu olan görevli melek
melekü’l-emtar : yağmurdan sorumlu olan görevli melek
misal : görüntü, yansıma
mukaddeme : giriş, giriş bölümü
müekkel : görevli, vekil tayin edilmiş
münafi : zıt, aykırır
münasebet : alâka, ilgi
münasip : uygun
müsemmâ : adlandırılan, isimlendirilen, bir isme konu olan
müstemidd : yardım etmek isteyen
müşavere : istişare etme, danışma
mütemessil olmak : yansımak, aksetmek, görüntü hâlinde şekillenmek
mütevatir : yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun bir haberi nakletmesi
nâtık : konuşan
nesir : akbaba, kartal; “Vâkı’” ve “Tâir” isminde iki yıldızın adı
nev’ : çeşit, tür
nezdinde : yanında
nişan : alâmet, işaret
nizam-ı âlem : kâinatın kanun ve düzeni
salisen : üçüncü olarak
saniyen : ikinci olarak
sevr : öküz, boğa; Boğa burcu
suret : biçim, görünüş
şems : güneş
tahmil etmek : yüklemek, mânâlandırmak
teslim etme : kabul etme
vücuh-u sahiha : doğru olan yönler, mânâlar
yakîn : kuşku ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme, görür gibi inanma
zaaf-ı ittisal : bir hadis veya haberi Peygamber Efendimizden (a.s.m.) aktaranların isim listesi demek olan seneddeki bağlantı zayıflığı
zahirperest : dış görünüşe ehemmiyet verenler, dışa yansıyan yönlere göre hüküm verenler
zan : şüphe
ehl-i kurâ : köylerde yaşayanlar; kırsal kesimde olanlar
ehl-i medeniyet : şehirliler
ehl-i sevahil : sahillerde yaşayanlar; geçimlerini denizcilik ve balıkçılıkla temin edenler
esbab-ı zahiriye : görünürdeki sebepler
Fahr-i Kâinat : kâinatın kendisiyle övündüğü zât; Peygamberimiz (a.s.m.)
hakaik : hakikatler, esaslar, gerçekler
hikmet : amaç, gaye, sır, fayda, mânâ
hût : büyük balık
imaret : bayındırlık; bir yerin ömür sürülür, yaşanır hâle getirimesi
istidat : kàbiliyet, yetenek
izhar-ı izzet ve saltanat : izzet ve saltanatı gösterme; âşikâr etme
izzet : yücelik, değer, itibar
kaim : ayakta duran, ayakta durma
kesb etmek : kazanmak
kezalik : böylece, bunun gibi
kısm-ı diğer : diğer kısım
maden-i ticaret : ticaret kaynağı
mahmil : bir söze yüklenen muhtemel mânâlardan her birisi
mârifet : eğitim, bilgi
medar-ı maişet : geçim kaynağı
melekûtiyet : bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati
menba-ı hayat : hayat kaynağı
mukaddeme : giriş, giriş bölümü
mübaşeret : temas, ilgi, doğrudan bağlantı
müessir-i hakikî : gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri yaratıp hükmeden
mülâbeset : karışma, münasebet, iki şeyin karıştırılarak birbirine benzetilmesi
mün’atıf olma : meyletme, yönelme, bakma
münasip : uygun
nazar : dikkat, bakış açısı, göz
nev-i beşer : insanlar
sevr : öküz, boğa
tabir : ifade
tesir-i hakikî : gerçek tesir
ulvî : yüce
umur-u hasise : çirkin, sıradan işler
vallahu a’lem : en iyisini Allah bilir
vaz’ : koyma, yerleştirme
zahiren : dış görünüş itibariyle
Zat-ı Akdes : bütün kusurlardan, eksiklikten, şirkten sonsuz derecede yüce olan Allah
zimmet : sorumluluk
ziraat : tarım
ziraat-i arz : tarım; toprağın ekilip biçilmesi
Yükleniyor...