Block title
Block content
Ve saniyen, âlem-i şehadete, suretiyle ve âlem-i gayba mânâsıyla müşabih ve ikisinin mabeyninde bir berzah olan âlem-i misal, o muammâyı halleder. Kim isterse, keşf-i sâdık penceresiyle veya rüya-yı sadık menfeziyle veya şeffaf şeyler dürbünüyle ve hiç olmazsa, hayalin verâ-i perdesiyle o âleme bir derece seyirci olabilir. Bu âlem-i misalin vücuduna ve onda maânînin tecessüm etmelerine pek çok delâil vardır. Binaenaleyh, bu kürede olan Kaf, o âlemde zi’l-acaip olan Kaf’ın çekirdeği olabilir.

Hem de Sâniin mülkü geniştir; bu sefil küreye münhasır değildir. Feza ise, gayet vâsi, Allah’ın dünyası gayet azîm olduğundan, zü’l-acaip olan Kaf’ı istiab edebilir. Fakat eyyâm-ı İlâhiye ile beş yüz sene bizim küreden uzak olmakla beraber, mevc-i mekfuf olan semaya temas etmek, imkân-ı aklîden hâriç değildir. Zira “Kaf” sema gibi şeffaf ve gayr-ı mer’î olmak caizdir.

Ve rabian: Neden caiz olmasın ki, Kaf, daire-i ufuktan tecellî eden silsile-i azamdan ibaret ola? Nasıl ufkun ismi de Kaf’a me’haz olabilir. Zira devair-i mütedahile gibi nereye bakılırsa, silsilelerden bir daire görülür. Gide gide nazar kalır, hayale teslim eder. En nihayet hayal ise, selâsil-i cibalden bir daire-i muhiti tahayyül eder ki, semânın etrafına temas ediyor. Küreviyet sırrıyla, beş yüz sene de uzak olursa, yine muttasıl görünür.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm : hükümler, esaslar
azîm : büyük
caiz : mümkün, olabilir
cevab-ı muvafık : uygun cevap
daire-i muhit : kuşatıcı daire
daire-i ufuk : ufuk dairesi
devair-i mütedahile : iç içe daireler
eğerçi : her ne kadar, olsa da, ise…
âb-ı hayat : hayat suyu
âlem-i gayb : gayb âlemi, görünmeyen âlem
âlem-i misal : misâl âlemi; şekli dünyaya, mânâsı âhirete benzeyen ve ikisi arasında bir geçit olan âlem
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
asl-ı teşaub : dallanmanın kaynağı, aslı
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
âzam-ı cibal-i dünya : dünyanın en büyük dağları
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
berzah : perde, iki şey arasındaki geçit
cezmetme : bir şeyin varlığını kesin kabul etme, inanma
cibâl-i dünya : dünyanın dağları
Çamular : Himalaya dağlarına bağlı bir dağ silsilesi
delâil : deliller
ekser : çoğunluk
fâsıl olma : ayırcı olma
fehm : anlama ve kavrama
gayr : diğer, başkası
hadis-i sahih : sahih hadis; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin olarak bilinen ve güçlü râvîlerle rivâyet edilen hadis
Himalaya silsilesi : Himalaya sıradağları
ırk : kök, asıl
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
ihata : kuşatıcılık
ilâ âhiri hayâlâtihim : “sonuna kadar bütün bunlar onların hayalleridir” mânâsında Arapça bir ibare
itikad : inanç
Kaf : Arap alfabesinde 21. harf; Kaf dağı
keşf-i sadık : Allah’ın velî kullarının mânevî âlemlere ait bazı sır ve hakikatleri Allah’ın ilham etmesiyle görmeleri
ketf : omuz
keyfiyet : durum, esas, nitelik
maânî : mânâlar, anlamlar
mabeyn : ara, iki şeyin arası
menfez : delik, pencere
muammâ : anlaşılması ve çözülmesi güç şey
muhît : kuşatıcı
mukaddeme : başlangıç, giriş, giriş bölümü
murad : istenilen, kasdedilen, maksat
murad-ı Nebî : Hz. Peygamberin arzusu, kasdettiği şey
mümass : temas eden, dokunan
müşabih : benzer
müştehir : meşhur, yaygın, bilinen
müteaddid : çeşitli, birden fazla
mütehayyel : hayal edilen şey
mütevatir : yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından aktarılan hadis veya haber
nâs : insanlar
neş’et etme : doğma, ortaya çıkma
rüya-yı sadıka : doğru olan ve şeytanın karışmadığı rüya
sabit : kesin
sadık : doğru
saniyen : ikinci olarak
sema : gök, uzay
tecessüm etmek : cisimleşmek, somut hâle gelmek
teşaub : şubelere, kısımlara ayrılma
verâ-i perde : perde arkası, perdenin gerisi
vücud : varlık
zi’l-acaip : şaşırtıcı, garip olan
zulümat : karanlıklar
eyyâm-ı İlâhiye : İlâhi günler; Kur’ân-ı Kerîmin bahsettiği günler
gayb : bilinmeyen ve görünmeyen âlem
gayr-ı mer’î : görünmez, görünmeyen
imkân-ı aklî : aklen mümkün bilinen, aklen mümkün olma
istiab : içine alma, kaplama
Kaf : Kaf Dağı; yeryüzünü çepeçevre kuşattığı kabul edilen efsanevî dağ
kaziye : hüküm, önerme
keyfiyet : özellik, nitelik
küreviyet : yuvarlaklık, küre şeklinde olma
mahiyet : bir şeyin iç yüzü, asıl yapısı, temel hakikati ve esası
malûm : bilinen, belli
me’haz : kaynak
mevc-i mekfuf : dalgaları karar kılmış, sabitleşmiş, durgunlaşmış
muharref : aslı tahrif edilmiş, bozulmuş
muhtelefün fîh : hakkında ihtilaf olunan mesele
mukallid : taklitçi, taklid eden, başkasına özenerek onun gibi olmaya çalışan
murat : kasıt, amaç
muttasıl : yapışık, bitişik
mülk : hükmedilen yer, sahip olunan şey
münhasır : ait, sınırlı
müteannid : inad eden, ayak direyen, inatçı
nazar : bakış
nazarî : teorik, kuramsal
rabian : dördüncü olarak
sâil : soru soran
sâil-i müteannid : ısrarla soru soran; karşı tarafı zora sormak için soru soran
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sedd-i Zülkarneyn : Hz. Zülkarneyn (a.s.) tarafından yaptırılan set
sefil : alçak, muhtaç
selâsil-i cibal : sıradağlar
sema : gök
silsile : zincir, sıra
silsile-i azam : büyük silsile, ard arda gelen şeylerin oluşturduğu büyük sıra
tahayyül etme : hayal etme
tazammun etme : içine alma, kapsama
tevil : yorumlama, yorum; sözün ilk anlamını değil de ihtimal dahilinde bulunan başka anlamlarını (mecâzî) esas alarak yorumlama
vâki : gerçekte olan, bulunan şey
vâsi : geniş
vücud : varlık, var olma
zarurî : zorunlu
zü’l-acaip : şaşırtıcı, garip olan
Yükleniyor...