Block title
Block content
Eğer dersen, “Muhakkikîn-i sofiye, ‘Kaf’a dair pek çok tasviratta bulunmuşlardır?” Buna cevaben derim: Meşhur olan âlem-i misal, onların cevelângâhıdır. Biz elbisemizi çıkardığımız gibi, onlar da cesetlerini çıkarıp seyr-i ruhaniyle o ma’razgâh-ı acaibe temaşa ediyorlar. “Kaf” ise, o âlemde onların târif ettikleri gibi mütemessildir. Bir parça âyinede, semavat ve nücum temessül ettikleri gibi, bu âlem-i şehadette velev küçük şeyler de olsa, çekirdek gibi, âlem-i misalde tecessüm-ü maânînin tesiriyle bir büyük ağaç oluyor. Bu iki âlemin ahkâmları birbirine karıştırılmaz. Muhyiddin-i Arabî’nin mağz-ı kelâmına muttali olan, bunu tasdik eder. Amma avâmın yahut avam gibi adamların mabeynlerinde müştehir olan keyfiyeti—ki, “Kaf yere muhîttir ve müteaddiddir; her ikisinin ortasında beş yüz senedir; ve zirvesi semanın ketfine mümasstır, ilâ âhiri hayalâtihim bunu, ne kıymette olduğunu bilmek istersen, git Üçüncü Mukaddemeden fenerini yak; sonra gel, bu zulümata gir. Belki âb-ı hayat olan belâgatini göreceksin.

Eğer bizim bu meselede olan itikadımızı anlamak istersen, bil ki, ben “Kaf”ın vücuduna cezmederim; fakat keyfiyeti ise havale ederim. Eğer bir hadis-i sahih ve mütevatir, keyfiyetin beyanında sabit olursa, iman ederim ki, murad-ı Nebî sadık ve doğru ve haktır. Fakat murad-ı Nebevî üzerine! Yoksa, nâsın mütehayyelleri üzerine değildir. Zira bazan fehmolunan şey, muradın gayrısıdır. Bu meselede malûmumuz budur: Kaf Dağı, ekser şarkı ihata eden ve eski zamanda bedevî ve medenîlerin aralarında fâsıl olan ve âzam-ı cibal-i dünya olan Çamularının annesi olan Himalaya silsilesidir. Bu silsilenin ırkından cibâl-i dünyanın ekserisi teşaub eyledikleri denilir. Bu hal öyle gösteriyor ki, “Kaf”ın dünyaya meşhur olan ihatanın fikir ve hayali bu asl-ı teşaubdan neş’et etmiş olmak gerektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
âlem-i gayb : gayb âlemi, görünmeyen âlem
âlem-i misal : misâl âlemi; şekli dünyaya, mânâsı âhirete benzeyen ve ikisi arasında bir geçit olan âlem
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
asl-ı teşaub : dallanmanın kaynağı, aslı
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
âzam-ı cibal-i dünya : dünyanın en büyük dağları
ahkâm : hükümler, esaslar
âlem-i misal : misâl âlemi; varlıkların sûret ve görünüşlerinin yansıdığı âlem
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
atf-ı nazar : göz atma, bakma
burc-u Sevr : Boğa (öküz) burcu
burhan-ı Sâni : Allah’ın herşeyi mükemmel bir şekilde ve san’atla yaratmasının delili
cehl : cehalet, bilgisizlik
delâlet : delilin işaret ettiği mânâ
Delv burcu : Kova burcu
efham : anlayışlar, idrakler
ehl-i hayal : hayalciler, hayalperestler
eşi’a : şualar, ışınlar, bir kaynaktan çıkıp dağılan ince ışık hüzmeleri
feza-yı gayr-ı mahdude : sınırsız uzay boşluğu
hezârân : binlerce, pek çok
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması
Hût : büyük balık; Balık burcu
huyût : ipler, teller
ihlâl etmek : bozmak, karıştırmak
ihtirâ-kerde : uydurdukları eşsiz şey
imkân : mümkün olma, bir şeyin olabilirlik derecesi
imtinâ : imkânsızlık
insaf : merhamet ve adalet dairesinde hareket, vicdanlı bakış
isbat-ı israf : gereğinden fazla kullandığını gösterme
isnad-ı abesiyet : faydasızlık, anlamsızlık isnad etme
Kaf Dağı : yeryüzünü çepeçevre kuşattığı kabul edilen efsanevî dağ
kat’î : kesin, şüphesiz
keyfiyet : durum, nitelik
kıssa-i acîbe-i meşhure : hayret verici meşhur kıssa
küre-i arz : yerküre, dünya
mahiyet : bir şeyin iç yüzü, esası, asıl yapısı
malûm : bilinen, belli
metin : yazı, lâfız, ibare
mezbur : adı geçen, yukarıda söylenen
mukaddeme : giriş, giriş bölümü
murad : kast edilen, istenen
münteşir : yayılmış olan
mütehayyir olma : hayret etme, şaşkınlığa düşme
neam : evet
nefrin : nefretler, beddua
nizam-ı bedîi : eşsiz derecede güzel, benzersiz düzen, kanun
nokta-i mihrakiye : odak noktası (yanma noktası); ışığın toplandığı merkez nokta
sadef : inci kabuğu, içinde inci bulunan kabuk ambalaj
san’at-ı İlâhiye : Allah’ın san’atı
semere : meyve
Sevr : öküz, boğa; Boğa burcu
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
tasarruf etme : bir şeyi dilediği gibi kullanma
tayyar : uçan
tedellî etme : uzanıp aşağıya inme, salınma, sarkma
temerküz etmek : odaklaşmak, bir merkezde toplanmak
temyiz etmek : ayırt etmek
tevil : yorumlama, yorum; sözün ilk anlamını değil de ihtimal dahilinde bulunan başka anlamlarını (mecâzî) esas alarak yorumlama
tezahum : biraraya toplanıp, sıkışma; birbiriyle uyuşmayıp çatışma, mücadele etme
vehim : zan, şüphe, kuruntu
vücud : varlık, var olma
yakîn : kesin ve doğru bilgi
zunûn : kesinlik ifade etmeyen zanlar, tahminler
caiz : sakıncasız, doğru
cevelângâh : gezip dolaşılan yer
garb : batı
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hakaik : gerçek mahiyetler, asıl ve esaslar
hikâyet : hikâye etme, anlatma
isnad olunan : dayandırılan
İsrailiyat : Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarından nakledilen ve Kur’ân ve Hadis ölçülerine uymayan hurafelerle karışık hikâye ve haberler
Kaf : Arap alfabesinde 21. harf; Kaf Sûresi; Kaf Dağı
kat’iyyü’d-delâlet : metnin mânâya olan işareti kesin olması, “Acaba metinden bu mânâ mı kastediliyor?” şeklinde bir şüphenin bulunmaması
kat’iyyü’l-metin : metnin (sözün) kesin ve şüphesiz oluşu; sözün ilk kaynaktan aynen geldiğinin kesin olarak bilinmesi (meselâ metnin âyet veya hadis olduğu kesin olarak bilinmesi)
keyfiyet-i meşhure : meşhur olan keyfiyet, durum
ma’razgâh-ı acaib : hayret uyandırıcı eserlerin sergilendiği yer
mağz-ı kelâm : ifadenin, sözün özü ruhu
makbul : kabul edilen, benimsenen
muhakkikîn-i sofiye : gerçekleri araştıran, hakikatleri delilleriyle bilen tasavvuf mesleğindeki âlimler
mukaddeme : başlangıç, giriş, giriş bölümü
muttali : bilme, farkına varıp anlama
müçtehid : âyet ve hadisler başta olmak üzere dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan
mütemessil : temessül eden, yansıyan
nakletmek : aktarmak
nücum : yıldızlar
Sad : Arap alfabesinde 14. harf; Sad Sûresi
semavat : gökler
seyr-i ruhanî : ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, gezinti
şark : doğu
şer’ : İlâhî kanun, İslâmiyet
tarik : yol; hadis veya haberin geliş kanalı
tasvirat : tasvirler, canlandırarak anlatmalar
tecessüm-ü maânî : mânâların cisimleşmesi, somutlaşması
temaşa : seyretme, bakma
temessül : belirme, görünme
tezahür : belirme, ortaya çıkma
vakta ki : ne vakit ki, ne zaman ki
vech-i nisbet : bağ yönü, ilgi yönü
yakiniyet : kesinlik, şüphesizlik; yakîn ile kesin olarak bilinme durumu
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
berzah : perde, iki şey arasındaki geçit
cezmetme : bir şeyin varlığını kesin kabul etme, inanma
cibâl-i dünya : dünyanın dağları
Çamular : Himalaya dağlarına bağlı bir dağ silsilesi
delâil : deliller
ekser : çoğunluk
fâsıl olma : ayırcı olma
fehm : anlama ve kavrama
gayr : diğer, başkası
hadis-i sahih : sahih hadis; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin olarak bilinen ve güçlü râvîlerle rivâyet edilen hadis
Himalaya silsilesi : Himalaya sıradağları
ırk : kök, asıl
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
ihata : kuşatıcılık
ilâ âhiri hayâlâtihim : “sonuna kadar bütün bunlar onların hayalleridir” mânâsında Arapça bir ibare
itikad : inanç
Kaf : Arap alfabesinde 21. harf; Kaf dağı
keşf-i sadık : Allah’ın velî kullarının mânevî âlemlere ait bazı sır ve hakikatleri Allah’ın ilham etmesiyle görmeleri
ketf : omuz
keyfiyet : durum, esas, nitelik
maânî : mânâlar, anlamlar
mabeyn : ara, iki şeyin arası
menfez : delik, pencere
muammâ : anlaşılması ve çözülmesi güç şey
muhît : kuşatıcı
mukaddeme : başlangıç, giriş, giriş bölümü
murad : istenilen, kasdedilen, maksat
murad-ı Nebî : Hz. Peygamberin arzusu, kasdettiği şey
mümass : temas eden, dokunan
müşabih : benzer
müştehir : meşhur, yaygın, bilinen
müteaddid : çeşitli, birden fazla
mütehayyel : hayal edilen şey
mütevatir : yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından aktarılan hadis veya haber
nâs : insanlar
neş’et etme : doğma, ortaya çıkma
rüya-yı sadıka : doğru olan ve şeytanın karışmadığı rüya
sabit : kesin
sadık : doğru
saniyen : ikinci olarak
sema : gök, uzay
tecessüm etmek : cisimleşmek, somut hâle gelmek
teşaub : şubelere, kısımlara ayrılma
verâ-i perde : perde arkası, perdenin gerisi
vücud : varlık
zi’l-acaip : şaşırtıcı, garip olan
zulümat : karanlıklar
Yükleniyor...