Block title
Block content
Yok, belki müevvil, yok belki mâsadakı mânâ yerine mânâ gösterdiler. Yok, belki mâsadakı olmak caiz ve bir derece mümkün olan şeyi, medlûl ve mefhum olarak tevil ettiler. Halbuki, Üçüncü Mukaddemenin sırrıyla zahirperestler kabul ederek ve muhakkikîn dahi hikâyat gibi ehemmiyetsiz olduğundan tenkitsiz şu tevili dinlediler. O teşrihatı, muharref olan Tevrat ve İncil’de olduğu gibi kabul ederse, akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaatte olan mâsumiyet-i enbiyaya muhalefet oluyor. Kıssa-i Lût ve Davud Aleyhimesselâm, buna iki şahittir.

Vakta ki, keyfiyette içtihad ve tevilin mecali vardır. Ben de bitevfikillâh derim: İtikad-ı câzim, Hüdâ ve Peygamberimizin muradlarına kat’iyen vaciptir; zira zaruriyat-ı diniyedendir. Fakat murad hangisidir, muhtelefün fîhtir. Şöyle:

Zülkarneyn, İskender demem; zira isim bırakmaz. Bazı müfessir melik (lâm’ın kesriyle), bazı melek (lâm’ın fethiyle), bazı nebî, bazı velî, ilâ âhir demişlerdir. Herhalde Zülkarneyn, müeyyed min indillâh ve seddin binasına mürşid bir şahıstır. Amma sed ise, bazı müfessir sedd-i Çin ve bazı müfessir “Başka yerde cebelleşmiş” ve bazı müfessir “Sedd-i mahfîdir; inkılâp ve ahval-i âlem setreylemiştir” ve bazı ve bazı, demişlerdir, demişlerdir... Herhalde müfsidlerin def-i şerleri için bir redm-i azîm ve cesîm bir duvardır. Amma Ye’cüc-Me’cüc, bazı müfessir, “veled-i Yafesden iki kabile” ve bazı diğer, “Moğol ve Mançur” ve bazı dahi, “akvam-ı şarkiye-i şimalî” ve bazı dahi, “benî Âdem’den bir cemiyet-i azîme, dünya ve medeniyeti hercümerc eden bir taife” ve bazı dahi, “mahlûk-u İlâhîden yerin zahrında veyahut batnında âdemî veya gayr-ı âdemî bir mahlûktur ki, kıyamete, böyle nev-i beşerin hercümercine sebep olacaktır”; bazı ve bazı ve bazı dediklerini dediler... Nokta-i kat’iye ve cihet-i ittifakî budur: Ye’cüc ve Me’cüc, ehl-i garet ve fesad ve ehl-i hadâret ve medeniyete, ecel-i kaza hükmünde iki tâife-i mahlûkullahtır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdemî : insanoğluna ait, insan
ahval-i âlem : dünyanın halleri, vaziyetleri, şartları
akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaat : Ehl-i Sünnet inancı
akvam-ı şarkiye-i şimalî : kuzeydoğu kavimleri, milletleri, ulusları
Aleyhimesselâm : Allah’ın selâmı o ikisinin üzerine olsun
batn : iç, karın
benî Âdem : Âdemoğlu, insanoğlu
bitevfikillâh : Allah’ın tevfîki, yardımı ile
caiz : sakıncasız, doğru
cebel : dağ
cemiyet-i azîme : büyük topluluk
def-i şer : zararları, kötülükleri defetme, kötülüğe engel olma
hercümerc etme : karma karışık, alt üst etme
hikâyat : hikayeler
Hüdâ : Allah
içtihad : dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadise dayanarak hüküm çıkarma
ilâ âhir : sonuna kadar
itikad-ı câzim : kesin inanç, inanma
keyfiyet : durum, işin aslı, hâl ve niteliği
Kıssa-i Lût ve Davud : incil ve Tevrat’ta Hz. Lût (a.s.) ve Hz. Davud’un (a.s.) hayatıyla ilgili aktarılan hadiseler
lâmın fethiyle : lâm harfinin üstün olarak, yani "e" sesiyle okunmasıyla
lâmın kesriyle : lâm harfinin esre olarak, yani "i" sesiyle okunmasıyla
mahlûk-u İlâhî : Allah tarafından yaratılmış
mâsumiyet-i enbiya : peygamberlerin masumluğu, günahsızlığı; ismet sıfatına sahip olmaları
mecal : imkân, yer
medlûl : mânâ, anlam, kendisine delil getirilip ispat edilen şey
mefhum : bir sözden çıkarılan mânâ
melik : hükümdar
muhakkikîn : gerçekleri araştıran, hakikatleri delilleriyle bilen âlimler
muharref : aslı tahrif edilmiş, bozulmuş
muhtelefün fîh : ihtilaf olunan mesele; hakkında fikir ayrılığı olan konu
mukaddeme : başlangıç
murad : kasıt, arzu, istek
müevvil : tevil eden, yorumlayan
müeyyed min indillah : Allah tarafından tasdik edilen, teyid edilen
müfessir : Kur’ân ayetlerini çeşitli yönleriyle yorumlayan kişi
müfsid : bozguncu
mürşid : yol gösteren
nebî : peygamber
redm-i azîm ve cesîm : Zülkarneyn’in yaptığı çok büyük sed, yığınak
sedd-i mahfî : gizli sed, yığınak
setretme : örtme, gizleme
taife : grup, topluluk
teşrihat : ayrıntılı ve detaylı açıklamalar
tevil : yorumlama, yorum; sözün ihtimal dahilinde bulunan anlamlarını (mecâzî vs.) esas alarak yorumlama
vacip : zorunlu, farz
vakta ki : ne vakit ki, ne zaman ki
veled-i Yafes : Yafes’in çocuğu (Yâfes
velî : Allah’ın sevgili kulu
Ye’cüc-Me’cüc : Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi
zahirperest : dış görünüşe ehemmiyet veren
zahr : sırt, dış yüz
zaruriyat-ı diniye : dinin, iman edilmesi ve yerine getirilmesi zorunlu olan esasları
acaib-i seb’a-i meşhure : dünyanın yedi harikası
alâmet : belirti, işaret
alâmet-i kıyamet : kıyamet alâmeti
bahusus : özellikle
bina olunmak : inşa edilmek
caiz : sakıncasız, doğru
cihet-i ittifakî : görüş birliğiyle kabul edilen yön, taraf
dekk : ufalanma, parça parça olma
ecel-i kaza : Allah'ın tarafından takdir edilen şeylerin gerçekleşme vakti
eğerçi : her ne kadar, olsa da, ise de
ehl-i bedeviyet : göçebeler, köylüler
ehl-i garet ve fesad : baskın yapıp yağmalayan çapulcu ve bozguncu güruh
ehl-i hadâret ve medeniyet : şehirlerde yaşayanlar, medenîler
ehl-i medeniyet : medenî insanlar
emare : belirti, işaret
eşrat-ı saat : kıyamet alâmetleri
fâsıl : ara; zaman aralığı
fersah : üç mil, beş kilometre veya dört saatlik mesafe, muhtelif mesafelere tekabül eden bir uzunluk ölçüsü
gayr-ı âdemî : insan türünden olmayan
harabiyet : yok oluş, yıkılış
harabiyet-i sed : seddin yıkılışı, yok oluşu
hercümerc : alt üst olma
hummâ : yüsek ateşli hastalık, nöbet
ihtilâl : ayaklanma, karışıklık
inhidam : yıkılma, harab olma
irşad : doğru yol gösterme
istiğrab : garip görme, hayret etme
kezalik : böylece, bunun gibi
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
kıyle : “denildi, söylendi” anlamına gelen bu kelime, bir mesele hakkındaki farklı rivayetleri fade eder
mahlûk : yaratık, yaratılmış
muhakeme : değerlendirme, tartma
muvazene : karşılaştırma
müeyyed min indillah : Allah tarafından tasdik edilen, Allah'ın yardımıyla desteklenen
müzakerat : bir mesele hakkında karşılıklı görüş alışverişleri
nev-i beşer : insanlar, insanlık türü
nispeten : göre, kıyaslayarak, oranla
nokta-i ittifak : üzerinde görüş ve fikir birliği olan nokta
nokta-i kat’iye : kesin olan nokta
ömr-ü arz : yerin (dünyanın) ömrü
sedd-i Kur’ân : Kur’ân seddi
şer : kötülük, fenalık
şeyhuhet : yaşlılık, ihtiyarlık
tâife-i mahlûkullah : Allah’ın yarattığı taife, grup
tamam-ı nehar : gündüzün tamamı
tecviz : caiz görme, izin verme, cevaz verme
vakt-ı ısfırar : gün batımına doğru güneşin sararma vakti
Ye’cüc ve Me’cüc : Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi
zaman-ı saâdet : saadet zamanı, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem olan asr-ı saadet dönemi
zîr ü zeber : alt üst, yerle bir etme
Yükleniyor...