Block title
Block content
Eğer hür fikirsen, bu felsefenin şerrine bak: Nasıl ezhanı esaretle sefalete atmıştır. Aferin hürriyetperver olan hikmet-i cedidenin himmetine ki, o müstebid hikmet-i Yunaniyeyi dört duvarıyla zîr-ü zeber etmiştir. Demek muhakkak oldu ki, âyâtın delâil-i i’câzının miftahı ve esrar-ı belâgatın keşşafı, yalnız belâgat-ı Arabiyenin madenindendir. Yoksa, felsefe-i Yunaniyenin destgâhından değildir.

Ey birader! Vaktâ ki keşf-i esrar merakı bizi şu makama kadar getirdi. Biz de seni beraber çektik, seni tâciz ettik. Hem senin çok yorgunluğunu dahi biliriz. Şimdi Unsuru’l-Belâgat ve i’câzın miftahı olan İkinci Makalenin içerisine seni gezdirmek istiyorum. Sakın o makalenin iğlâk-ı uslûbu ve içinde cilveger olan mesailin elbiselerinin perişaniyeti seni temaşasından müteneffir etmesin. Zira iğlâk eden, mânâsındaki dikkat ve kıymettir. Ve perişan eden ve ziynet-i zahiriyeden müstağnî eden, mânâsındaki cemâl-i zâtiyesidir.

Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir. Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır. Bunlara giydirdiğim elbise, zamanın modasına muhaliftir. Zira Şarkî Anadolu mektebi denilen yüksek dağlarda büyümüş olduğumdan, alaturka terziliğe alışamadım. Hem de şahsın üslûb-u beyanı, şahsın timsal-i şahsiyetidir. Ben ise, gördüğünüz veya işittiğiniz gibi, halli müşkil bir muammâyım.

تَمَّ تَمَّ 1
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Tamamlandı, tamamlandı.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alaturka : eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, alafranga karşıtı
âyât : âyetler
belâgat-ı Arabiye : Arapça’nın belâgati
birader : kardeş
cemâl-i zâti : zâtî güzellik; kendinde ve özünde bulunan güzellik
cilveger : tecelli eden, görünen
delâil-i i’câz : mu’cizeliğin delilleri (Abdülkahir Cürcânî’nin kitabına telmih var.)
destgâh : tezgâh
esaret : esirlik, kölelik
esrar-ı belâgat : belâgatin sırları, incelikleri (Abdülkahir Cürcânî’nin kitabına telmih var.)
ezhan : zihinler
felsefe-i Yunaniye : Yunan felsefesi
hal : halletme, çözme
hikmet-i cedide : yeni fenler; pozitif ilimler
hikmet-i Yunaniye : Yunan felsefesi
himmet : ciddî gayret
hürriyetperver : hürriyetçi, özgürlükçü
i’câz : mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma
iğlâk etme : sözü karışık ve anlaşılmaz bir şekilde söyleme
iğlâk-ı uslûb : üslubun kapalılığı; ifade tarzının kapalı oluşu, anlaşılmasının zorluğu
istiğna gösterme : ihtiyaç duymama, kaçınma
keşf-i esrar : sırları keşfetme, incelikleri meydana çıkarma
keşşaf : keşfeden; sır perdesini aralayan, açıp bulan (Zemahşerî’nin kitabına telmih var.)
mehir : nikâh bedeli; nikâh esnasında belirlenen ve erkek tarafından kadına verilmesi gereken mal, değerli eşya veya para
menzil : durak, mekân
mesail : meseleler
miftah : anahtar (Sekkâkî’nin kitabına telmih var.)
muammâ : anlaşılması ve çözülmesi güç şey
muhakkak : gerçekliği kesin olarak bilinen
muhalif : aykırı, zıt
müstağnî etme : muhtaç bırakmama, ihtiyaç hissettirmeme
müstebid : baskıcı, despot
müşkil : zor, güç
müteneffir etme : nefret ettirme
nazenin : ince, duyarlı, nazlı
perişaniyet : perişanlık, sefillik
sefalet : perişanlık, yoksulluk
süveyda : kalbin siyah noktası; kalpteki basiret ve idrak merkezi, İlâhî aşkın tecelli ettiği yer
Şarkî Anadolu : Doğu Anadolu
şerr : kötülük
tâciz etmek : rahatsız etmek
temaşa : bakma, bakıp seyretme
timsal-i şahsiyet : şahsiyetin heykeli; kişiliğin yansıması, görüntüsü
Unsuru’l-Belâgat : belâgat maddesi; belâgatin esaslarını ele alan bölüm
üslûb-u beyan : açıklama tarzı
vaktâ ki : ne vakit ki, ne zaman ki
zîr ü zeber : darmadağınık, alt üst
ziynet-i zahiriye : dış görünüşün süslenmesi, ziynetlenmesi
Yükleniyor...