Block title
Block content
Tenbih

Eğer istersen Mukaddemata gir. Birinci Mukaddemeyi, suğrâ ve Üçüncü Mukaddemeyi kübrâ yap. Sana netice verecektir ki: Ehl-i zahirin zihinlerini teşviş eden, felsefe-i Yunaniyeye incizaplarıdır. Hattâ o felsefeye fehm-i âyette bir esas-ı müselleme nazarıyla bakıyorlar. Hattâ oğlu ölmüş bir kocakarıyı güldürecek derecede bir misal budur ki: Bazılar öyle bir zâtın kelâmındaki fülûs-u felsefeyi, cevher-i hakikatten temyiz etmeyecek dereceden pek çok derecede âlî olan o zât-ı nakkad, Kürtçe demiş ki: 1 عَناَصِرْ جِهَارِنْ زِوَانِنْ مَلَكْ Halbuki, bu sözle hükemanın mezhebi olan ki, “Melâike-i kiram maddeden mücerreddirler” red yolunda tasrih ediyor ki, “Melâike-i kiram anasırdan mahlûk ecsam-ı nurâniyedirler.” Onlar fehmetmişler ki, anasır dört oldukları İslâmiyettendir. Acaba?.. Dörtlüğü ve unsuriyeti ve besateti, hükema ıstılahatından ve müzahref olan ulûm-u tabiiyenin esaslarındandır. Hiç usul-ü İslâmiyeye taallûkları yoktur. Belki zahir müşahedetle hükmolunan bir kaziyedir.

Evet, dine teması olan herşey, dinden olması lâzım gelmiyor. Ve İslâmiyetle imtizaç eden herbir madde İslâmiyetin anasırından olduğunu kabul etmek, unsur-u İslâmiyetin hâsiyetini bilmemek demektir. Zira Kitap ve sünnet ve icmâ ve kıyas olan anasır-ı erbaa-i İslâmiye, böyle maddeleri terkip ve tevlit etmez.

Elhasıl: Unsuriyet ve besatet ve erbaiyet, felsefenin bataklığındandır; şeriatın maden-i safîsinden değildir. Fakat felsefenin yanlışı seleflerimizin lisanlarına girdiğinden, bir mahmil-i sahih bulmuştur. Zira selef “Dörttür” dediklerinden murat, zahiren dörttür. Veyahut hakikaten ecsam-ı uzviyeyi teşkil eden müvellidülmâ’ ve müvellidülhumuza ve azot ve karbon, yine dörttür.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Unsurlar dört tane olup melekler de onlardan (nur unsurundan) yaratılmışlardır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abes : faydasız, boş
abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
acip : acaip, tuhaf
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
câiz : mümkün, sakıncasız
cârih : şahitliği reddeden, yaralayan
cihât-ı erbaa : sağ, sol, ön, arka, dört yön, ana yönler
cirm-i azîm : büyük cisim
cümud-u bâridi göstermek : aşırı katı, soğuk tutum göstermek
daire-i azîme : büyük daire
delil-i Sâni : herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah’ın delili
ehl-i zahir : âyet ve hadislerin sadece lâfızlarına, şeklî mânâlarına göre tefsir yapıp hüküm verenler
fersah : üç mil, beş kilometre veya dört saatlik mesafeye tekabül eden bir uzunluk ölçüsü
hakikat-i bâhire : ap açık hakikat, gerçek
hararet : sıcaklık; samimilik, etkileyicilik
hareket-i vaz’iye : hareket şekli, hareket konumu ve pozisyonu
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapma sıfatı
hikmetullah : Allah’ın hikmeti
hilkat : yaratılış
hiss-i zahir : zâhirî his; dış duyularla bir şeyi hissetme, algılama
israf : savurganlık
istihsan-ı aklî : akıl tarafından beğenilme, güzel bulunma
istikra-i tâmm : ayrı ayrı hadiselerdeki ortak nitelikleri tesbit edip genel bir sonuç çıkarma; tümevarım, endüksiyon
istinaden : dayanarak
karine : bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucu, işaret
kübrâ : büyük önerme; kıyası oluşturan önermelerden birisidir. Kıyasın sonuç önermesinin yüklemi olan büyük terim, bu büyük önermede bulunur
letafet : şirinlik, hoşluk
mecaz : asıl mânâsının anlaşılmasına engel teşkil eden bir karineyle (işaretle) beraber, bir münasebetten dolayı, asıl konulduğu mânânın dışında kullanılan lâfız (mecaz)
misal : örnek
muaraza : sözle mücadele
muhalif : aykırı, zıt
mukabil : karşılık
mukaddeme/mukaddemat : başlangıç, başlangıçlar, giriş bölümleri
mutaassıbane : taassup göstererek, tutucu davranarak
münafi : zıt
müstakim : doğru ve düzgün
müteassif : dolambaçlı ve uzun, güvenli olmayan, sapkın
müteveccih olma : yönelme
nazar-ı hakikat : hakikat nazarı, gözü
nizam : düzen
nizam-ı âlem : kâinatın düzeni
suğrâ : küçük önerme; kıyası oluşturan önermelerden birisidir. Kıyasın sonuç önermesinin öznesi olan küçük terim bu küçük önermede bulunur
şahid : tanık, delil
şehadet : şahidlik, tanıklık
taassub-u baride : katı, soğuk taassup
tahayyül : hayal etme
tasavvur : düşünme, hayal
tasvirat : tasvirler, anlatımlar
tebeddül : değişim
teşviş : karıştırma, karmakarışık etme
zahir : dış, görünen
âlî : yüce, yüksek
anâsır : unsurlar; hava, su, toprak, ateş
anasır-ı erbaa-i İslâmiye : İslâmî dört temel unsur (kitap, sünnet, icma, kıyas)
besatet : basitlik, sadelik
cevher-i hakikat : hakikatin cevheri, özü
ecsam-ı nurâniye : nurlu cisimler
ecsam-ı uzviye : organik cisimler, organlara ait cisimler
elhasıl : kısaca, özetle
erbaiyet : dörtlük, dörtlü oluş
esas-ı müselleme : doğruluğu şeksiz, şüphesiz kabul edilen temel esas
fehmetmek : anlamak
fehm-i âyet : âyetin anlaşılması, idrak edilmesi
felsefe-i Yunaniye : Yunan felsefesi
fülûs-u felsefe : felsefenin bakır paraları, kuruşları; felsefenin kıymetsiz malları
hakikaten : gerçekten
hâsiyet : özellik, hususiyet
hükema : filozoflar, felsefeciler
hükm olunan : karar verilen
ıstılahat : terimler; herhangi bir ilim dalına ait kelimeler, tabirler
icmâ : dinî bir mesele hakkında fıkıh bilginlerinin görüş birliğine varması
imtizaç : birbiriyle karışıp kaynaşma
incizap : cezbedilme, kapılma
kaziye : hüküm, önerme
kelâm : ifade, söz
kıyas : aralarında bulunan ortak illet sebebiyle hakkında nas bulunan şer'î hükmü, hakkında nas bulunmayan bir hükme uygulama
kitap : Kur’ân-ı Kerim
lisan : dil, literatür
maden-i safî : arınmış, duru kaynak
mahlûk : yaratık, yaratılmış
mahmil-i sahih : bir şeye yüklenilen doğru ve sağlam mânâ, hüküm
melâike-i kiram : aziz, şeref ve kerem sahibi melekler
misal : örnek
murat : kasıt, amaç
mücerred : soyut, soyutlanmış
müşahedet : gözlem, deney, tecrübe
müvellidülhumuza : oksijen
müvellidülmâ : hidrojen
müzahref : süprüntü, çer-çöple dolu
nazarıyla : gözüyle, bakışıyla
selef : önce gelen, önceki, yerine geçilen
sünnet : Peygamberimizin (a.s.m.) söz, emir ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet
taallûk : münasebet, bağlılık
tasrih etme : açıkça ifade etme
temyiz etmek : ayırt etmek
terkip : oluşturma, meydana getirme
teşkil etme : oluşturma
tevlit : doğurma
ulûm-u tabiiye : tabiî bilimler, fen ilimleri
unsuriyet : element; hava, su, toprak, ateş olma
unsur-u İslâmiyet : İslâmiyetin esası
usul-ü İslâmiye : İslâm’ın esasları, temelleri
zahir : dış görünüşe göre
zahiren : dış görünüş itibariyle
zat-ı nakkad : ehl-i tahkik; kiritik uzmanı, eleştirmen
Yükleniyor...