Sual: Eskiler bizden âlâ veya bizim gibi. Gelenler bizden daha fena gelecekler.

Cevap: Ey Türkler ve Kürtler! Acaba şimdi bir miting yapsam, sizin bin sene evvelki ecdadınızı ve iki asır sonraki evlâtlarınızı şu gürültühâne olan asr-ı hâzır meclisine dâvet etsem; acaba sağ tarafta saf tutan eski ecdadınız demeyecekler mi: “Hey mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Heyhât! Bizi akim bir kıyas ettiniz, bizi kısır bıraktınız.”

Hem de sol tarafında duran ve şehristân-ı istikbâlden gelen evlâtlarınız, sağdaki ecdatlarınızı tasdik ederek demeyecekler mi ki: “Ey tembel pederler! Siz misiniz hayatımızın suğrâ ve kübrâsı? Siz misiniz şu şanlı ecdadımızla bizi rapt eden rabıtamızın hadd-i evsatı? Heyhât! Ne kadar hakikatsiz ve karıştırıcı ve müşağabeli bir kıyas oldunuz!” HAŞİYE-1

İşte, ey bedevî göçerler ve ey inkılâp softaları! (Sonradan ilâve edilmiştir.) Manzara-i hayal HAŞİYE-2 üstünde gördünüz ki, şu büyük mitingte iki taraf da sizi protesto ettiler.

Sual: Bu kadar tahkire müstehak değiliz. Biz eslâfın ezyalini tutmakla beraber, ahlâfın teşebbüsatından dahi geri kalmamaya söz veriyoruz.
1 فَفَتَحْناَ السَّمْعَ لِكَلاَمِكَ فَمَرْحَباً بِهِ
Cevap: Nedamet ettiğinizden, vazifeniz olan suale avdet edebilirsiniz.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Sözüne kulağımızı açtık. Hoş geldi safâ geldi.
HAŞİYE-1 : Fenn-i mantıkın tâbiratı, o zaman ilm-i mantık dersini alan talebeleri o mecliste bulunmasından öyle söylemiş.
HAŞİYE-2 : Hayal dahi bir sinematoğraftır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ağleb-i şuarâ : şairlerin çoğunluğu
ahlâf : halefler; meslek, san’at, ilim gibi benzer şeylerde, sonra gelenler
amîk : derin, inceden inceye
avdet etme : geri dönme
akim bir kıyas : neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyas (bk. ḳ-y-s)
akim : neticesiz, başarısız
âlâ : üstün, kıymetli
asr-ı hâzır : şimdiki asır
asr-ı sâlis-i aşr : on üçüncü asır
bedbaht : kötü bahtlı, kötülüklere dalmış olan
bedevî : köylü; göçebe olarak yaşayan
ecdad : atalar
fenn-i mantık : mantık ilmi
fikren : düşünce olarak (bk. f-k-r)
gürültühâne : gürültü yapılan yer
hadd-i evsat : kıyası meydana getiren önermelerde ortak olarak tekrarlanan, sonuç için gerekli bağlantıyı kuran ve kıyasın hükmünün illeti olan terim (bk. ḳ-y-s)
hakikat : gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat-i İslâmiye : İslâm hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-l-m)
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
heyhât : eyvah, yazık
ilm-i mantık : mantık ilmi (bk. a-l-m)
inkılâp : değişim, dönüşüm
inkilâp softaları : inkılâp düşüncesine kapılıp körü körüne bu yolda gidenler
kübrâ : büyük önerme; kıyası oluşturan önermelerden birisi, yani kıyasın sonuç önermesinin yüklemi olan büyük terim, bu büyük önermede bulunur. (bk. ḳ-y-s)
lâkayt : dinin emirlerine uymada titiz olmayan, umursamaz
manzara-i hayal : hayal manzarası (bk. n-ẓ-r)
mazi : geçmiş zaman
mezar-ı müteharrik : hareketli mezar; iç dünyası ölmüş olan gayretsiz ve himmetsiz kimseler
mirasyedi : mirasa konan; çalışmadan hazıra konan ve hesapsızca harcayan
muhatap : kendisine seslenilen, konuşulan (bk. ḫ-ṭ-b)
nesl-i cedid : yeni nesil
netice-i hayat : hayatın neticesi, ürünü (bk. ḥ-y-y)
peder : baba
rabıta : bağ
rapt eden : bağlayan
sinematoğraf : görüntüleri film üzerine kaydeden cihaz; kamera
Siz misiniz hayatımızın suğrâsı ve kübrâsı? : Siz misiniz hayatımızın neseb bağı olan babalarımız ve bizi dedelerimize bağlayan bağlarımız? (küçük ve büyük önerme) (bk. ḳ-ḍ-y
Siz misiniz şu şanlı ecdadımızla bizi rapt eden rabıtamızın hadd-i evsatı? : Siz misiniz şu şanlı dedelerimizle bizim aramızdaki ortak bağ ve ortak nitelik? (bk. ḳ-ḍ-y
softa : bir görüş veya inanca araştırmadan körü körüne bağlanan kimse
suğrâ : küçük önerme; kıyası oluşturan önermelerden birisi, yani kıyasın sonuç önermesinin öznesi olan küçük terim, bu küçük önermede bulunur. (bk. ḳ-y-s)
sûreten : şeklen, görünüşte (bk. ṣ-v-r)
şehristân-ı istikbâl : geleceğin büyük şehri, gelecek çağlar
tâbirat : ifadeler, sözler (bk. a-b-r)
tasdik etme : onaylama, doğruluğunu kabul etme (bk. ṣ-d-ḳ)
temevvüc-sâz etme : dalgalandırma
belâ-yı semâvî : Allah tarafından insanlara verilen belâ ve musibet
bihasebil’âde : âdet olduğu üzere, normalde, olağan şekilde
cüz’iyet : ferdîlik, bireysellik (bk. c-z-e)
cüz-i ihtiyarî : insanın sınırlı iradesi (bk. c-z-e; ḫ-y-r)
def’ : ortadan kaldırma, uzaklaştırma
dehr : devir, çağ, zaman
dibace : bir kitapta yer alan önsöz bölümü
eslâf : selefler; meslek, san’at, ilim gibi benzer şeylerde önce gelenler
ezyal : kuyruklar
felek : talih, baht, kader
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
isnat etmek : dayandırmak (bk. s-n-d)
istibdat : baskı, despotluk
itirazat : itirazlar
kabahat : suç
kaide-i mukarrere : kesinleşmiş kural
kaside : övgü şiiri (bk. ḳ-ṣ-d)
kubbe : yarım küre; kümbet şeklinde yapılan bina damları
külliyet : kapsamlılık, bütün fertleri içine alma (bk. k-l-l)
mânâ-yı istibdat : istibdat mânâsı; istibdadın gerçek mânâsı, özü olan baskı ve zorbalık (bk. a-n-y)
mazi : geçmiş zaman
muhal : gerçekleşmesi imkânsız
muzlim : karanlık (bk. ẓ-l-m)
müellif : bir kitap telif eden, yazar
müstehak : hak etmiş, lâyık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
nedamet etme : pişman olma
reis : başkan, lider
şekvâ : şikâyet
şetmetmek : sövmek
tahaccür etme : taşlaşma, katılaşma
tahkir : aşağılama, hafife alma, hakaret etme
temâşâ etmek : bakmak, seyretmek
tesemmüm etme : zehirlenme
teşebbüsat : girişimler
ulema-i eslâf : önceki âlimler (bk. a-l-m)
vaktâ ki : ne zaman ki
vâveylâ : çığlık, feryad
yeis : ümitsizlik
Yükleniyor...