Sual: Neden eskiden sükût ettin?
Cevap:
1 ِلاَنَّ اْلاِسْتِبْدَادَ كَانَ مَانِعًا لِـْلاِتِّحَادِ فَكُنْتُ سَكَتُّ عَلٰى جَمْرِ الْغَضٰى
HAŞİYE-1

Sual: Bid’alara düşen şeyhlere hücum hatardır. İçlerinde evliya bulunur.
2 اَلاَ تَخَافُ اَنْ تُصِيبَهُمْ بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحَ عَلٰى مَا فَعَلْتَ مِنَ النَّادِمِينَ
Cevap:
اِنَّ الْمَوْلٰى جَلَّ جَلاَلُهُ قَدْ وَسَمَ بِقُدْرَتِهِ عَلٰى جِبَاهِهِمِ الرَّفِيعَةِ نَقْشَ الْحَقِيقَةِ وَمُرَادِى اَنْ اُرْشِدَ مَنْ طَاشَ فَهْمُهُ مِنْ ذٰلِكَ النَّقْشِ3

HAŞİYE-2

Evet, benim hücumum onların aleyhinde değil, lehlerindedir. Ta ki onların sûretiyle kendini gösteren bazı ehliyetsiz, onların kıymetini tenzil etmesin.

Beni tehdit ile vazgeçiremezler. Azm-i kat’î ile, maksadımın yoluna tesadüf eden her bir mehâlike gireceğim. Şu hayat-ı dünyeviyeyi ednâ bir Ermeni, milleti için feda ettiği halde; ben ki, şu hayat ile alâkam pek zayıf; bâhusus yedi defadır şu hayat elimden uçacaktı, emaneten elimde bırakılmış; bunu vermekten minnet etmek hakkım değildir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE-1 : Lisân-ı Arabînin elzemiyetini düşündüğüm vakitte söylemişim.
HAŞİYE-2 : Mürşidler şu tekkede, yani bu ibarede toplanmışlar. Ziyaret etmeden geçme. Yani hem Mevlevî, hem Kadirî, hem Nakşî, hem Bektaşîye işaret var.
1 : Çünkü istibdad, ittihada mâni idi. Ben de kor üstünde duruyor ve sükût ediyordum!
2 : Cahillikle onlara dokunup da yaptığına pişman olmaktan hiç korkmaz mısın?
3 : Mevlâ (celle celâluhu) onların yüksek alınlarına nakş-ı hakikati resmetmiştir. Benim muradım ise, bu nakşın mânâsını anlamakta zorlanan kimseleri irşad etmektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aleyhinde olma : bir kişi veya kesimin karşısında yer alma
azm-i kat’î : kesin ve sağlam karar, azim (bk. a-z-m)
bid’a : aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar veren yeni âdet ve uygulamalar (bk. b-d-a)
cehl : cahillik, bilgisizlik
ednâ : basit, küçük, değersiz
elvan-ı seb’a : yedi renk
elzemiyet : çok lüzumlu ve gerekli oluş
evliya : Allah dostları, velîler (bk. v-l-y)
garb : batı
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hatar : tehlike
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)
ibare : metin, ifade (bk. a-b-r)
imtizac-ı efkâr : fikirlerin düşüncelerin uyuşması, kaynaşması
irae etme : gösterme
ittihad : birleşme, birlik (bk. v-ḥ-d)
kâbe-i saadet : Kâbe gibi, mutluluk ve saadetin merkezi
kab-ı kavseyn : yakınlığın en yüce makamı; Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenâb ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)
Kadirî : Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin yolunda olan, onun tarikatına mensup olan (bk. bilgiler – Abdülkâdir-i Geylânî)
kavs-ı kuzah : gökkuşağı
lehinde olma : bir kişi veya kesimin yanında yer alma
levn : renk
lisân-ı Arabî : Arap dili; Arapça
mârifet : bilgi (bk. a-r-f)
mehâlik : tehlikeli şeyler
Mevlevî : Mevlevîlik tarikatına mensup kimse (bk. bilgiler – Mevlevîlik)
mürşid : insanları irşad eden, doğru yolu gösteren (bk. r-ş-d)
Nakşî : İmam Nakşibend hazretlerinin tarikatine mensup olan (bk. bilgiler – Nakşibendîlik)
sûret : biçim, şekil (bk. s-v-r)
sükût etme : sessiz kalma, susma
şuâ-ı elektriği : elektriğinin ışını
tâk-ı muallâ : yüksek kemer (bk. a-l-v)
tekke : tarikat ehlinin zikir ve ibadet ettiği yer, dergâh
tenzil : indirme, alçaltma (bk. n-z-l)
tesadüf : rastlantı
timsal : görüntü (bk. m-s-l)
Yükleniyor...