Block title
Block content
Sual: Acaba kâinatta, şu meclis-i âli-i İslâm, şu sergerdan küre şehrinde bir intizamı daha bulamayacak mıdır?
Cevap: İman ederim ki, umum âlem-i İslâm, millet-i insaniyede ve Âdem kavminde bir meclis-i meb’usan-ı mukaddese hükmüne geçecektir. Selef ve halef, asırlar üzerinde birbirine bakıp mabeynlerinde bir encümen-i şûrâ teşkil edeceklerdir. Fakat, birinci kısım olan ihtiyar babalar, sâkitane ve sitayişkârane dinleyeceklerdir.

Sual: HAŞİYE Taaddüd-ü zevcat ve esir ve köle gibi bazı mesâili, bazı ecnebîler serrişte ederek, medeniyet nokta-i nazarında şeriata bazı evham ve şübehâtı irad ediyorlar.
Cevap: Şimdilik mücmelen bir kaide söyleyeceğim. Tafsilini müstakil bir risale ile beyan etmek fikrindeyim.

İşte, İslâmiyetin ahkâmı iki kısımdır:
Birisi: Şeriat ona müessestir, bu ise hüsn-ü hakikî ve hayr-ı mahzdır.
İkincisi: Şeriat muaddildir. Yani, gayet vahşi ve gaddar bir sûretten çıkarıp, ehven-i şer ve muaddel ve tabiat-ı beşere tatbiki mümkün ve tamamen hüsn-ü hakikîye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir sûrete ifrağ etmiştir. Çünkü, tabiat-ı beşerde umumen hükümferma olan bir emri birden ref etmek, bir tabiat-ı beşeri birden kalb etmek iktiza eder. Binaenaleyh, şeriat vâzı-ı esaret değildir; belki en vahşi sûretten böyle tamamen hürriyete yol açacak ve geçebilecek sûrete indirmiştir, tâdil etmiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Bir Arnavut tarafından vuku bulan sualdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm : hükümler, esaslar (bk. ḥ-k-m)
âlem-i İslâm : İslâm âlemi (bk. a-l-m; s-l-m)
beyan etmek : açıklamak (bk. b-y-n)
ecnebî : yabancı
ehven-i şer : iki şerden daha az zararlı olanı (bk. ḫ-y-r)
encümen-i şûrâ : danışma meclisi
evham : asılsız kuruntular, şüpheler
gaddar : acımasız, çok zulmeden
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hatar-ı azîm : büyük tehlike (bk. a-ẓ-m)
hayr-ı mahz : her yönüyle hayır olan, hayrın ta kendisi (bk. ḫ-y-r)
hevâ : faydasız ve gelip geçici arzular (bk. h-v-y)
hüdâ : hidayet, doğru yol (bk. h-d-y)
hüsn-ü hakikî : hakikî güzellik, gerçek güzellik (bk. ḥ-s-n; ḥ-ḳ-ḳ)
ifrağ etme : bir kalıba dökme, birşeyi başka bir şekle çevirme
inkılâp etme : değişme, dönüşme
insibağ etme : boyanma, birşeyle özdeşleşme
intizam : düzen, tertip (bk. n-ẓ-m)
irad etme : sunma, dile getirme (bk. r-v-d)
istidat : yetenek (bk. a-d-d)
kaide : düstur, prensip
kâinat : evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kavim : topluluk (bk. ḳ-v-m)
kavl : söz
mabeynlerinde : aralarında
meclis-i âli-i İslâm : Yüksek İslâm Meclisi (bk. a-l-v; s-l-m)
meclis-i meb’usan-ı mukaddese : kutsal vekiller meclisi (bk. b-a-s; ḳ-d-s)
mesâil : meseleler
mezheb : bir hedefe ulaşma maksadıyla takip edilen yol, yöntem (bk. ẕ-h-b)
millet-i insaniye : insanlık milleti, bütün insanoğlu
mizaç : yaratılış, tabiat
muaddel : tadil edilmiş, düzeltilmiş olan (bk. a-d-l)
muaddil : tadil eden, düzelten (bk. a-d-l)
mukteza : gerek, birşeyin gereği (bk. ḳ-ḍ-y)
musahhar etme : birşeyi emri altına alma
mücmelen : kısaca, özetle (bk. c-m-l)
müesses : kurulu, kurulmuş
müstakil : bağımsız, başlı başına
nokta-i nazar : bakış açısı (bk. n-ẓ-r)
risale : küçük çaplı kitap (bk. r-s-l)
sâkitane : sessizce, suskun bir şekilde
selef ve halef : öncekiler ve sonrakiler (bk. ḫ-l-f)
sergerdan : başı dönen; dönüp duran Dünya küresi
serrişte etme : gerekçe gösterme, bahane yapma
sitayişkârane : överek
sûret : biçim (bk. ṣ-v-r)
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
şübehât : şüpheler
taaddüd-ü zevcat : çok evlilik (bk. a-d-d)
tabiat-ı beşer : insan tabiatı, insanın yapısında bulunan temel özellikler
tafsil : ayrıntı
tahavvül : değişim, başkalaşma
tatbik : uygulama
telkîh : aşılama
teşerrüb etme : içme; faydalanma
teşkil etme : oluşturma, meydana getirme
umum : bütün
vahşi : medenî olmayan, kaba
vuku bulmak : meydana gelmek
Yükleniyor...