Hem de, dörde kadar taaddüd-ü zevcat tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla muvâfakatla beraber; şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus taaddütte öyle şerait koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz. Bazı noktada şer olsa da, ehven-i şerdir. Ehven-i şer ise bir adalet-i izafiyedir.

Heyhât! Âlemin her halinde hayr-ı mahz olamaz.

Sual: HAŞİYE İnkılâptan on sene evvel, hükûmete nihayet derecede mûteriz olduğun halde, hükûmete hücum edenlere dahi îtiraz ederdin. Hatta selâtin-i Osmâniyeyi ifratla senâ ederdin; hatta derdin: ‘Muhtemeldir, Abdülhamid, muktedir değil ki dizgini gevşetsin, milletin saadetine yol versin. Veyahut hatâ bir içtihad ile olabilir, bir gayr-i makbul özrü kendine bulsun. Veyahut avanelerinin ve vehminin elinde mahpus gibidir.’ Sonra birden bütün kabahati ona attın. Neden hem îtiraz, hem hücum ederdin; hem de bazılara karşı müdâfaa ederdin?

Cevap: İnkılâptan on altı sene evvel, Mardin cihetlerinde, beni hakka irşad eden bir zâta rast geldim. Siyasetteki muktesit mesleği bana gösterdi. Hem, ta o vakitte, meşhur Kemâl’in “Rüyâ”sıyla1 uyandım. Lâkin, maatteessüf, sû-i tesadüfle hükûmete itiraz edenlerden ehl-i ifrat ve ehl-i tefrite rast geldim. Ehl-i ifratın bir kısmı, Araptan sonra İslâmiyetin kıvâmı olan Etraki tadlil ediyorlardı.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Şu sual maalcevap ehemmiyetsizlikle beraber, cevapta bir iki mühim nokta vardır.
1 : Namık Kemal’in 1908’de Mısır’da neşrolmuş “Rüya” adlı risalesi.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i izafiye : göreceli adalet; toplumun selâmeti için ferdin hukukunun feda edilmesini öngören adalet (bk. a-d-l)
avane : yardımcılar
bâhusus : bilhassa, özellikle
binaenaleyh : bundan dolayı
cihet : taraf, yön
ehemmiyetsizlik : önemsizlik
ehven-i şer : iki şerden daha az zararlı olanı
emr : durum, konum
gayr-ı makbul : kabul edilmeyen, reddedilen
hak : doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hayr-ı mahz : her yönüyle hayır ve iyi olma, hayrın ta kendisi (bk. ḫ-y-r)
heyhât : ne yazık ki
hikmet : gaye, fayda, herşeyin anlamlı ve yerli yerinde oluşu (bk. ḥ-k-m)
hükûmet : idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)
hükümferma olan : hüküm süren (bk. ḥ-k-m)
hürriyet : serbestlik
içtihad : fikir, kanaat, görüş açısı
ifrat : aşırılık
iktiza etme : gerektirme (bk. ḳ-ḍ-y)
inkılâp : köklü değişim; 23 Temmuz 1908’de ilân edilen Meşrutiyet (bk. bilgiler – Meşrutiyet)
irşad etme : doğru yolu gösterme, uyarma (bk. r-ş-d)
kabahat : suç, günah
kalb etmek : bir halden başka bir hale çevirmek, birşeyden başka birşeye döndürmek, dönüştürmek
maalcevap : cevapla birlikte
maatteessüf : ne yazık ki
mahpus : hapsedilmiş
Mardin : (bk. bilgiler)
mazarrat : zararlar, ziyanlar
Mısır : (bk. bilgiler)
muhtemel : ihtimal dahilinde
muktedir : otorite sahibi, aldığı kararı tatbik etmeye gücü yeten (bk. ḳ-d-r)
muktesit : orta yolu takip eden, istikametten ayrılmayan
mûteriz : itiraz eden, karşı çıkan
muvâfakat : uygunluk; bir durumu uygun görme
muvafık : uygun
müdafaa : savunma
müeddî olma : yerine getirme; sebep olma
mühim : önemli
müraat etme : gözetme, uyma
nihayet derece : son derece
nokta-i mühimme : önemli nokta, dikkat çekici nokta
rast gelme : raslama
ref etmek : kaldırmak
saadet : mutluluk
selâtin-i Osmaniye : Osmanlı Sultanları (bk. bilgiler – Osmanlı Devleti)
senâ etmek : övmek, yüceltmek
sûret : biçim, şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)
şer : kötülük, fenalık
şerait : şartlar
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
taaddüd-ü zevcat : birden fazla kadınla aynı anda nikâhlı olma, evli bulunma (bk. a-d-d)
taaddüt : birden fazla olma, çoklu (bk. a-d-d)
tabiat : yaratılış, karakter, mizaç (bk. ṭ-b-a)
tabiat-ı beşer : insan tabiati, insanın yapısında bulunan temel özellikler
tâdil etme : düzeltme, belli bir dengeye ve seviyeye getirme (bk. a-d-l)
umumen : bütünüyle, tamamen
vahşi : medenî olmayan, şehirli olmayan
vâzı-ı esaret : esaret getiren, esirliği ortaya koyan
vehm : kuruntu, zan
Yükleniyor...