Block title
Block content
Ona denildi: “Acaba bu derece belâhet olur mu ki, senin aklın sana nasıl fetvâ veriyor? Yarı malını, bin adam iştirak eden bir piyango kumarına atarsın. Hâlbuki o kumarda, bin ihtimalden bir ihtimalle, belki bin lirayı kazanabilirsin.

“Hem nasıl oluyor ki, şu menfaatperest aklın sana fetvâ vermiyor ki, yirmi dört parça malından tek bir cüz’ünü verirsen, binde dokuz yüz doksan dokuz ihtimalle, tükenmez hazinelere zafer bulacağın, milyonlar ehl-i hibre ve ehl-i ihtisasın şehâdâtıyla kat’iyet kesb etmiştir? Hâlbuki, böyle cesîm menfaatler için, birtek âminin ihbarı dahi nazar-ı itibara alınır. Hâlbuki, muhbirler, nev-i beşerin şumus ve nücumu hükmünde mütevatir ehl-i şuhuddurlar ki; o müsbitlerden ikisi, binler ehl-i nefiy ve münkirlere tercih edilir. Çünkü, hilâl-i Ramazanın rüyetini dâvâ eden iki şahit, binler nâfî fikirlerin hükmünü ıskat eder. Şöyle ehl-i şuhudun ihbârâtı, nasıl oluyor ki, sana tesir etmiyor? Cehalet ve gafletin ne kadar kalınlaşmış?”

Ey târiküssalât! Misâli anladınsa, hakikati dinle: O abd-i misafir sensin. Burdur, dünyadır; Antalya, kabir. Şam, berzah ve haşirdir. Yemen, mâbâ’de’l-haşirdir. Yirmi dört lira da, yirmi dört saattir. Sen, o yirmi dört saatin yirmi üçünü, şu hayat-ı fâniyeye bilâtereddüt ve bilâperva sarf ediyorsun. Pek uzun seferin için elzem-i zâd olan beş vakit namazın edasına, bir saatin sarfında tehavün gösteriyorsun. Yani, ağır davranıyorsun. Hatta sarf ettiğin vakitte bir hisse de dünyaya çıkarıyorsun ki, namaz içinde dünyanı da düşünüyorsun.

Hallâk-ı Kerîmin bu kadar az birşeyle şu kadar büyük şeyleri sana verdiği halde sen yapmazsan, senin bu insafsızlığınla Cehennem sana lâyık olmaz mı ve sen ona müstehak olmaz mısın, ey gafil ve ey târiküssalât?
عَجِّلُوا بِالصَّلاَةِ قَبْلَ الْفَوْتِ وَبِالتَّوْبَةِ قَبْلَ الْمَوْتِ 1
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Vakti çıkmadan namaz kılmakta; ölüm gelmeden tevbe etmekte acele edin!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abd-i misafir : misafir, yolcu kul
âmi : basit, sıradan kimse
bâki kalan : arta kalan
bilâperva : korkmadan, korkusuz
bilâtereddüt : tereddütsüz
eda : yerine getirme
elzem-i zâd : en gerekli azık
gafil : Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından ve âkıbetinden habersiz
Hallâk-ı Kerîm : herşeyi çokça yaratan ve onlara karşı sonsuz ikram, cömertlik ve ihsanda bulunan Allah
hayat-ı fâniye : geçici, ölümlü dünya hayatı
müstehak olmak : hak etmek, lâyık olmak
sarf etmek : harcamak
târiküssalât : namaz kılmayan, namazı terk eden
tehâvün : tembellik edip önemsememe, aldırış etmeme
belâhet : aptallık, ahmaklık
berzah : öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem
cehalet : cahillik
cesîm : büyük
cüz’ : kısım, parça
dâvâ etmek : iddia etmek
ebleh : ahmak, akılsız
ehl-i hibre : birşeyin iç yüzünü hakkıyla bilen, tecrübe sahibi ehil ve uzman kimseler
ehl-i ihtisas : sahasında söz sahibi uzman olan kimseler
ehl-i nefiy ve münkirler : reddedenler ve inkâr edenler
ehl-i şuhud : gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri, imânî meseleleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören ve gözlemleyen kimseler
fetvâ : bir konu hakkında hüküm bildirmek
gaflet : duyarsızlık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma hâli
hakikat : birşeyin iç yüzü, gerçek yüzü
haşir : insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması
hilâl-i Ramazan : Ramazan hilâli; Ramazan ayının girdiğini gösteren Ay’ın hilâl şeklindeki yeni görünümü
ıskat etmek : düşürmek
ihbar : haber verme
ihbârât : haber vermeler
iştirak etmek : katılmak
kat’iyet kesb etmek : kesinlik kazanmak
lezzet-i hâzıra : içinde bulunulan zevk, o anki keyifli hâl
mâbâ’de’l-haşir : haşir sonrası gidilen yer
matrud : kovulmuş
menfaat : yarar, çıkar
menfaatperest : çıkarını düşünen
merhamet : acıma, şefkat etme
muhbir : haber veren
müsbit : ispat eden
mütehayyir : şaşkın
mütevatir : yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan pek çok kişi veya topluluklar tarafından aktarılan haber
nâfî : nefyeden, inkâr eden
nazar-ı itibara alınma : dikkate alınma
nev-i beşer : insanlık
nücum : yıldızlar
rüyet : görme
sarf etmek : harcamak
seyyid : efendi, sahip
sûret : biçim, şekil
Şam :
şehâdât : şahitlikler, tanıklıklar
şumus : güneşler
târiküssalât : namazı terk eden, namaz kılmayan
zâd : azık, yiyecek
Yükleniyor...