Block title
Block content
Hem sen, bir cemaatin hasenatını tutuyorsun. O hasenatı, müteneffiz bir şahsa vermekle, tefer’una vasıta ve vesile oluyorsun. Belki, Allah’ın malını ve ef’alini, esbaba ve tağutlara taksim ediyorsun.

Hem, şu cehildendir ki, nefsinle sana âidiyeti olan seyyiatı kadere vererek mes’uliyetten kaçıyorsun.

Hem, nass ile sabit olan Fâtırın sırf feyz-i fazlından olan hasenatı kendi nefsine veriyorsun—tâ işlemediğin şeylerle medholunasın. Şu edeb-i Kur’ân ile edeplen. Kur’ân-ı Kerim diyor ki:

مَۤا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَۤا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ 1

Malına sahip ol; başkasının malını gasbetme. Hem Kur’ân-ı Kerîm diyor ki:

مَنْ جَاۤءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاۤءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزٰۤى اِلاَّ مِثْلَهَا 2

Madem ki hasene on misline çıkar. Seyyie, nefsinde, birde münhasır kalır. Sen de haseneden neş’et eden muhabbeti, muhsinden, muhsinin müteallikatına teşmil et. Uyûbundan iğmâz-ı ayn et. Seyyieden neş’et eden adavet-i müsi’den, musi’in akaribine veya sair güzel sıfatlarına tecavüz ettirme. Bu edeb-i illiye-i âdile-i Kur’âniyeyle edeplen. Kur’ân’ın edebiyle edeplenmeyen, zamanın sillesiyle tedip olunacağı muhakaktır.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.” Nisâ Sûresi, 4:79.
2 : “Kim Allah’ın huzuruna bir iyilikle gelirse, kendisine on kat sevap vardır. Kim bir kötülükle gelirse, o da ancak o kötülüğün misliyle cezâlandırılır;” En’âm Sûresi, 6:160.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adavet-i müsi’ : kötülük işleyen kişiye düşmanlık
âidiyet : ait olma, bağlılık
akarib : akrabalar, yakınlar
cehil : cahillik, bilgisizlik
cemaat : topluluk, grup
edeb-i illiye-i âdile-i Kur’âniye : Kur’ân’ın âdil yüksek edebi
edeb-i Kur’ân : Kur’ân’ın terbiyesi, Kur’ân ahlâkı
edep : terbiye, güzel ahlâk
ef’al : fiiller, işler
esbab : sebepler
Fâtır : herşeyi mükemmel san’atıyla yaratan Allah
feyz-i fazl : Allah’ın lütuf ve ihsanının bereketi
gasbetme : zorla alma
gayr : başkası
hakikat : asıl, gerçek
hasenat : güzellikler, iyilikler
hasene : iyilik, sevap
iftihar etmek : övünmek
iğmâz-ı ayn : gözünü kapamak
kader : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
mağrur : gururlu
mes’uliyet : sorumluluk, yükümlülük
muhabbet : sevgi
muhsin : iyi davranan, ihsan eden
musi’ : kötülük işleyen, günahkâr, isyankâr
münhasır : sınırlı
müteallikat : akrabalar, alâkalı olanlar
müteneffiz : zorlu nüfuz sahibi olan
nass : açık ve kesin hüküm; Kur’ân ve sahih hadis gibi
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
neş’et etmek : doğmak, kaynaklanmak
sair : diğer
seyyiat : günahlar, kötülükler
seyyie : kötülük, günah
sille : tokat, şamar
şer : kötülük, zarar
tâğut : büyük zulüm işleyen zâlim, inkârcı, isyankâr
te’dip olunmak : edeplendirilmek, haddi bildirilmek
tecavüz etme : haddini aşma, ileri gitme, saldırma, zulmetme
tefer’un : firavunlaşma, kendisini Firavun gibi ilâh seviyesinde görme
teşmil etmek : genelleştirmek, umuma uygulamak
uyûb : ayıplar, kusurlar
Yükleniyor...