Block title
Block content
Hem, kâinatın aktarında rububiyetinin saltanatını ilân etmesine karşı tevhid, tasdik, itaat ve inkiyad ile mukabele ettiler. Hem, izhar-ı rububiyetine karşı, zaafları içinde aczlerini, hâcetleri içinde fakrlarını ilân olan ubudiyetle mukabele ettiler. Daha bunlar gibi çeşit çeşit çok vezaifle şu dâr-ı dünyada vazife-i hayatlarını eda edip ahsen-i takvim sûretini aldılar. Ve bütün mahlûkat üstünde öyle bir mertebeye çıktılar ki, yümn-ü iman ve emanetle mücehhez emin birer halife-i arz oldular.

Şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra Rabb-ı Kerîm, onları saadet-i ebediyeye ve dârüsselâma dâvet ederek onlara öyle bir sûrette ikramlar etti ki, hiç gözler görmemiş ve kulaklar işitmemiş ve kalb-i beşere hiç hutur etmemiş gayet parlak ikramlarla onları rahmetine mazhar etti.

Evet, ebedî ve sermedî bir cemâlin seyirci müştakı ve âyinedar âşıkı, elbette bâki kalıp ebede gidecektir. İşte hizbü’l-Kur’ân’ın âkıbeti öyledir, inşaallahu tealâ. Amma, füccar ve eşrar olan güruh ise, şu kasr-ı âleme girdikleri vakit, bütün delail-i vahdaniyete karşı küfür ve bütün nimetlere karşı küfran ile mukabele edip, bütün mevcudatı kıymetsizlikle kâfirane bir itham ile tahkir ettiler. Bütün esmâ-i İlâhiyenin tecelliyatına karşı red ile mukabele ettiklerinden, mütenâhi bir vakitte gayr-ı mütenâhi bir cinayet işlediler; gayr-ı mütenâhi bir ikaba müstehak oldular.

Ey miskin Said! Ayâ, zannediyor musun ki, senin vazife-i hayatın yalnız terbiye-i medeniyeyle güzelce muhafaza-i nefsine veya—ayıp olmasın—batnın hizmetlerine mi münhasırdır? Veyahut zannediyor musun ki, makine-i hayatında derc olunan şu letâif ve mâneviyatın ve şu âzâ ve âlâtın ve şu cevarih ve cihâzâtın ve şu havas ve hissiyatın gaye-i yegânesi, şu hayat-ı faniyede nefs-i rezile ve deniyenin hevesat-ı süfliyesinin tatmini için istimaline mi münhasırdır? Hâşâ ve kellâ! Belki senin vücudunda bunların hikmet-i derci ve fıtratında gaye i ithali iki esastır.

Biri: Cenâb-ı Mün’im-i Hakikî (amme nevâluhu) bütün nimetlerinin çeşit çeşit envâını sana ihsas etmekten ve ettirmekten ibarettir. Sen de hissedip şükür ve ibadetini etmelisin.

İkincisi: Âleme tecellî eden esmâ-i kudsiyesinin bütün aksâm-ı tecelliyâtını birer birer sana o cihazatla tanıttırmaktır. Sen de zevkle tanıyıp iman getirmelisin ki, bu iki esas üzerinde senin kemâlât-ı insaniyen neşvünemâ bulsun.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
aksâm-ı tecelliyât : tecellilerin, yansımaların kısımları, çeşitleri
âlât : âletler, organlar
âlem : kâinat
amme nevâluhu : “Allah’ın bağış ve ikramı bütün varlığı kaplamıştır”
âyâ : acaba
âzâ : uzuvlar, organlar
batn : karın, mide
Cenâb-ı Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan yüce Allah
cevarih : organlar
cihâzât : donanım, cihazlar
cilve : görüntü, iz
derc olmak : yerleştirilmek, konulmak
envâ : türler
enzar : bakışlar, gözler
esmâ-i İlâhiye : İlâhî isimler; Allah’ın isimleri
esmâ-i kudsiye : kutsal isimler; Cenâb-ı Allah’ın her türlü kusur ve noksandan uzak kutsal isimleri
fıtrat : yaratılış, mizaç
gaye-i ithal : içine konulma ve yerleştirilme gayesi
gaye-i yegâne : tek gaye, tek maksat
gayr-ı mütenâhi : sonsuz, sonu gelmeyen
hâşâ ve kellâ : asla ve asla
havas : duygular, hisler
hayat-ı faniye : geçici ve ölümlü dünya hayatı
hevesat-ı süfliye : aşağılık hevesler, arzular
hikmet-i derc : konma, yerleştirilme gayesi, esprisi
hissiyat : duyular, hisler
icmâl : özet
ihsas etmek : hissettirmek
ikab : ceza, azap
iman getirmek : tasdik edip inanmak
istimal : kullanım
izhar etmek : açıklamak, göstermek
kemâlât-ı insaniye : insana ait mükemmellikler, üstünlükler
letâif : lâtifeler; insanın yapısındaki duygular, duygular
makine-i hayat : hayat makinesi; beden, vücut
mâneviyat : kalbe, ruha ve duygulara ait şeyler
mevcudat : varlıklar
miskin : fakir
mizan : ölçü, terazi, tartı
muhafaza-i nefis : kişinin kendisini ve çıkarlarını koruması
müddaharât : depolanmış şeyler
münhasır : sadece birşeyle sınırlı, sadece birşeye ait, mahsus
müstehak olmak : lâyık olmak, hak etmek
nefs-i rezile ve deniye : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu
neşvünemâ : büyüme ve gelişme
nümune : örnek, misâl
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
şükür : nimeti veren Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek
tecellî etmek : yansımak
terbiye-i medeniye : medeniyetin verdiği terbiye, medeniyetin eğitip yetiştirmesi
teşhir : sergileme
vazife-i hayat : hayat vazifesi, görevi
vücud : beden, varlık
ahsen-i takvim sûreti : yaratılışın tam kıvamı ve en güzel şekli
âkıbet : son, netice
aktar : her taraf, her yan, dört bir taraf
âyinedar : yansıtan, ayna olan
bâki : devamlı, kalıcı
cemâl : güzellik
dâr-ı dünya : dünya yurdu, dünya âlemi
dârüsselâm : esenlik yurdu, Cennet
delail-i vahdaniyet : Allah’ın birliğinin delilleri
destgâh-ı imtihan : sınav tezgâhı, imtihan alanı
ebed : sonu olmayan sonsuzluk
ebedî : sonsuz
eda etmek : yerine getirmek
emin : güvenilir
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
eşrar : şerli ve kötü kimseler
fakr : fakirlik, muhtaçlık
füccar : günahkârlar
gayet : son derece
güruh : grup, topluluk
hâcet : ihtiyaç
halife-i arz : yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan
hizbü’l-Kur’ân : Kur’ân taraftarı olanlar topluluğu
hutur etmemiş : gelmemiş, hatıra gelmemiş
inkiyad : boyun eğmek, itaat etmek
inşaallahu Tealâ : yüce Allah’ın izniyle
itham : suçlama
izhar-ı rububiyet : Rablığını gösterme; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri verdiğini, onları terbiye ve idare ettiğini ve herşeyi egemenliği altında tuttuğunu göstermesi
kâfirâne : kâfirce, inkâr ederek
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kalb-i beşer : insan kalbi
kasr-ı âlem : âlem sarayı
küfran : nimeti örtme, perdeleme, nimete saygısızlık etme
küfür : inkâr ve inançsızlık
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
mazhar etmek : eriştirmek, kavuşturmak
mertebe : derece, makam
mevcudat : varlıklar, var edilenler
meydan-ı tecrübe : deneme meydanı, alanı
mukabele etmek : karşılık vermek
mücehhez : cihazlanmış, donanmış
müştak : çok arzulu ve istekli
mütenâhi : sonlu, sonu gelen
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
Rabb-ı Kerîm : her bir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran, sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
rububiyetinin saltanatı : Allah’ın kâinatı tedbir, terbiye ve idaresindeki egemenlik ve otoritesi
saadet-i ebediye : sonu olmayan sonsuz mutluluk
sermedî : devamlı, sürekli, kesintisiz
sûret : şekil, biçim
tahkir etmek : hakaret etmek, aşağılamak
tasdik : onaylama, kabul etme
tecelliyat : yansımalar, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi
tevhid : birleme; herşeyi bir olan Allah’a verme ve Ona ait kılma
ubudiyet : Allah’a kulluk ve ibadet etme
vazife-i hayat : hayat vazifesi, görevi
vezaif : vazifeler, görevler
yümn-ü iman ve emanet : iman etmenin ve emanete riayet etmenin verdiği bereket ve güven
zaaf : zayıflık
Yükleniyor...