İkinci sual—ki cevabı, yarısı beyaz, yarısı siyahtır—Dedi ki: “Burhanınıza şekk-i itiraz geldikçe imanınız sarsılmaz mı? Bu ma’reke-i evham olan istidlâliyatla taharrî zarar vermez mi?”

Elcevap: Eğer neticeyi burhan ile bağlı, onunla ikame ve ispat sûretiyle olsa ve tahakkuk-u hakaike ayar tutmakla adem-i delilden adem-i medlûlü tevehhüm etse zarar olur. Hâlbuki iman incecik bir burhana yüklenmez. Belki öyle bir hadse bina ve istinad eder ki, o hads öyle menâbiden kuvvet ve öyle meâdinden ışık alır ki, söndürülmesi, kâinatın söndürülmesidir.

Birinci menba: En azîm icmâ sırrını ve en vâsi tevatürün mânâsını tazammun eden milyonlar ehl-i hakikatin ittifakıdır.

Sırr-ı icmâ ve sırr-ı tevatür noktasından tecellî eden bir hads-i mukni ile o netice zihinde karar kılmıştır. Zira her bir muhakkikin bir burhanı var. Ve o burhanın mahiyeti teşhis edilmese de, vücudu kat’iyen mâlumdur.

Acaba dünyada hangi itiraz ve şüphe vardır ki, milyarlar huyut-u berahinden teşekkül etmiş şu habl-i metini kesebilsin? Çünkü derim: Vahdete dair şu netice, hasra gelmez ehl-i tahkikin her biri bir burhan veya berâhin ile hakikat olarak görmüşler. Demek, onların bütün burhanları sarsılmaz bir burhandır. Çünkü o burhanları tanımasa da, vücutlarını bilir. Hadsin zengin bir menbaıdır.

İkinci menba: Kâinatın bütün şehâdâtıdır.
Üçüncü menba: Vicdandaki fıtrattır. Bunlar gibi daha çok menbalar vardır. İşte bu hads, bütün menâbii söndürülmezse sönmez. Şüphe bir delili, yüz delili atsa da, medlûle iras-ı zarar edemez. Çünkü o kubbe-i âliye yalnız bir direk üstünde kaim değildir.
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i delil : delilsizlik, birşeyi ispata yönelik delilin olmaması
adem-i medlûl : delilin gösterdiği hüküm ve iddianın olmaması
azîm : büyük, yüce
berâhin : güçlü deliller, kanıtlar
burhan : güçlü delil, sarsılmaz kanıt
cüz’iyet : ferdîlik, bireysellik
ehl-i hakikat : doğrudan Kur’ân ve Sünnet ışığında ilerleyerek hakikate ulaşan kimseler
ehl-i tahkik : gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
fıtrat : yaratılış, mizaç, karakter
habl-i metin : sağlam ve kopmayacak kadar güçlü halat
hads : güçlü sezgi, seziş, zihnin sonuca çabuk intikal etmesi
hads-i mukni : ikna eden güçlü sezgi ve kavrayış
hakikat : asıl, esas, gerçek
hasebiyle : dolayısıyla, itibariyle
hasra gelme : sınırlanma
hatar : tehlike
huyut-u berahin : delil ipleri
icmâ : fikir birliği; bir asırdaki İslâm âlimlerinin herhangi bir mesele üzerinde içtihad ve delile dayanarak varmış oldukları görüş birliği
ikame : birşeyin yerine koyma ve yerleştirme
iras-ı zarar etme : zarara sebep olma, zarar verme
istinad etme : dayanma
ittifak : görüş birliği, oy birliği
kaim değildir : ayakta durması mümkün değildir
karar kılma : güçlü ve sağlam bir şekilde yerleşme
kat’iyen : kesin olarak
kubbe-i âliye : yüksek ve yüce kubbe
mahiyet : asıl nitelik, esas, özellik
mâlum : bilinen, belli
meâdin : madenler, kaynaklar
medlûl : hakkında delil gösterilen, delilin ispat ettiği şey
menâbi : kaynaklar
menba : kaynak
muhakkik : gerçekleri araştıran ve hakikatleri delilleriyle bilen âlim
nazar : bakış, göz, yöntem
sırr-ı icmâ : icmâ sırrı; ilim yönünden kendilerine güvenilen ve görüşleri dikkate alınan âlimlerin bir meselede ittifak etmeleriyle bağlantılı sır, espri
sırr-ı tevatür : tevatür sırrı; yalan söylemesi mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olan haberin sırrı, esprisi
şehâdât : şâhitlikler
tahakkuk-u hakaik : gerçeklerin oluşması, meydana gelmesi
tazammun etme : içerme, içine alma
tecellî etme : belirme, yansıma
teşekkül etme : oluşma, meydana gelme
teşhis etme : bir mesele ve hâdisenin özelliklerini belirleme
tevatür : yalan söylemesi mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olan haber
tevehhüm etme : zannetme, kuruntuya kapılma
vahdet : birlik; Allah’ın bir olması
vâsi : geniş
vicdan : insanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan mânevî bir his
vücud : varlık
Yükleniyor...