Block title
Block content
Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofî meşrep zâtlar onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlenmesine çalışmak ve şakirtlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini,—tam bir havuzu kazanmak için—o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa, başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’âniyeye bilmeyerek zarar verir, belki zındıkaya bilmeyerek bir nevi yardım hesabına geçer.
Said Nursî
• • •
Lâtif bir tevafuka işaret eden bir fıkradır.
Otuz altı yapraktan ibaret ve İmam-ı Ali’nin fevkalâde takdirine mazhar olan Otuz İkinci Sözün kendi kendine gelen beş bin yedi yüz on beş tevafuku, Risaletü’n-Nur’un bu havalideki gayet mühim bir talebesi olan Ahmed Nazif’in nüshasında çıkmıştır. Demek o risalenin hatt-ı hakîkisine rastgelmiş ki, bu harika kerameti göstermişler.

Hem iki Hüsrev’i Risale-i Nur dairesine ve Bekir Sıdkı’ya kerametini gösterip, iman getiren ve tılsım-ı kâinatın üçte birisini halleden, on beş yapraktan ibaret olan Otuzuncu Söz’üne kahraman Nazif’in nüshasında tekellüfsüz üç bin sekiz yüz otuz beş tevafuku... Biz, gözümüzle bu keramet-i tevafukıye-i Nuriyeyi gördük. HAŞİYE
Halil, Hilmi, Salâhaddin, Emin, Feyzi
Said Nursî
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Bu risalede elif’lerin mecmuu yüz kırk dört çıkmış; tam tamına Said olup müellifinin imzasını gösteriyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
aziz : çok değerli, izzetli
cadde-i Kur’âniye : Kur’ân’ın gösterdiği, çizdiği yol; Kur’ân’ın büyük, geniş ve sağlam caddesi, ehli sünnet yolu, Kur’ân yolu
cereyan : akım, hareket
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
elzem : çok lüzumlu
enaniyet : ben, benlik
fıkra : makale, kısa yazı, mektup
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hatt-ı hakîki : gerçek hat, yazı
havali : çevre, yöre
ihbar : haber verme
keramet : Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü şey
kerâmet-i tevafukıye-i Nuriye : Risale-i Nur eserlerinde bazı özelliklerin birbirine uyumlu ve mânâlı şekilde denk gelme kerâmeti, olağanüstü denkliği ve uyumluluğu
lâtif : ince, güzel, hoş
mazhar : erişme, nail olma
mecmuu : bir şeyin tamamı
müellif : telif eden, yazan
müstakim : dosdoğru olan
nahiye : bucak
nevi : tür, çeşit
nüsha : kopya
rakîbâne : rakip olarak
sermaye : servet, varlık
şakirt : talebe, öğrenci
şifahen : ağızdan, sözle, yazılı olmayarak
taharrî : araştırma
takdir : beğeniyi dile getiren ifade
tekellüfsüz : zorlama olmaksızın
tevafuk : denk gelme, uygunluk
tılsım-ı kâinat : evrenin gizemi, sırrı
zahiren : görünürde
zındıka : dinsizlik, inançsızlık
Yükleniyor...