Block title
Block content
Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran bu memlekette Risaletü’n-Nur dairesine sadakatle girenlerdir.

Çünkü onlar, Risaletü’n-Nur’dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.

İşte bu hakikate binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübelerle, Risaletü’n-Nur’un imanî ve Kur’ânî derslerinde bulabilir ve buluyorlar.
Said Nursî
• • •
Ehemmiyetli bir hocanın Üstad hakkında ziyade hüsn-ü zannını tadil etmek münasebetiyle Emin ve Feyzi’nin o hocaya gönderdikleri bir mektup.
Aziz, sadık, muhterem Hoca Haşmet Efendi; Sizin, müceddid hakkındaki mektubunuzu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: “Evet, bu zamanda hem iman ve din, hem hayat-ı içtimaî ve şeriat, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli bir müceddid ister.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aziz : çok değerli, izzetli, saygın
binaen : -dayanarak
cemâl-i adalet : adalet güzelliği
dehşetli : korkunç, ürkütücü
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hayat-ı içtimaî : sosyal hayat
hayat-ı uhreviye : âhiret hayatı
hukuk-u âmme : kamu hakları
hüsn-ü zan : güzel zanda bulunma
icraat : faaliyet, iş yapma
iman-ı tahkîki : inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman
imanî : imana ait
istirahat-i ruh : ruhun dinlenmesi
kemâl-i hikmet : eksiksiz, tam ve mükemmel bir hikmet
kemâl-i teslimiyet : tam bir teslimiyet
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
küre-i arz : yer küre, dünya
liyakat : lâyık olma
merhamet : acıma, şefkat etme
merhamet-i İlâhiye : Allah’ın merhameti
muhafaza : koruma
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
müceddid : yenileyen, yenileyici; Hadîs-i Sahihle bildirilen, her yüzyılda bir dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Hz. Peygamber’in (a.s.m.) vârisi olan zât
münasebet : bağlantı, ilişki
müşahede : gözleme, gözlem
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
rububiyet-i İlâhiye : Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
saadet : mutluluk
sadakat : bağlılık, doğruluk
sadık : içten bağlı, doğru, dürüst
selâmet-i kalb : kalp huzuru, rahatlığı
selb : ortadan kaldırma
siyaset-i İslâmiye : İslâm siyaseti, idaresi
şefkat : acıma, merhamet
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet
tadil : düzeltme
teslimiyet : bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...