Block title
Block content
Dördüncüsü: Risale-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri, komprime hülâsalar nev’inden kısa bir zamanda temin etmesidir.

Beşincisi: Risale-i Nur, ilmin esas gayesi olan rıza-yı İlâhîyi tahsile sebep olması ve dünya menfaatine ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam mânâsıyla insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsil etmesidir.

Altıncısı: Risale-i Nur, kuvvetli ve kudsî ve imânî bir tefekkür semeresi olup bütün mevcudatın lisan-ı hal ve kàl suretinde tercümanlığını yapar. Aynı zamanda imân hakikatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir.

Yedincisi: Risale-i Nur, bütün ilimleri câmi oluşudur. Adeta ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen kumaş gibidir. Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbabı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan en derin vukufunu tebarüz ettiren vecizeler mecmuasıdır. Misal olarak birkaçını zikrederek, heyet-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere Risale-i Nur bahrine müracaat etmesini tavsiye ederiz.

“Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir.”

“Bir kelebeğin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi dahi o tanzim etmiştir.”

“Bir zerreyi icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebîr-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü ve nâzır birer gözü vardır.”

“Tabiat, misalî bir matbaadır; tâbi’ değil. Nakıştır, nakkaş değil. Mistardır, masdar değil. Nizamdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şeriat-ı iradiyedir, hakikat-i hariciye değil.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aynelyakîn : gözle görür derecesinde kesin bilgi sahibi olma
bahr : deniz
bâhusus : bilhassa, özellikle
câmi : kapsamlı, içine alan
cihet : şekil, yön
erbab : sahip
hakikat : asıl, esas, gerçek
hakikat-i hariciye : yaratılmış olan varlıklar gibi meydana çıkmış bir gerçek
hakkalyakîn : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
halk eden : yaratan
heyet-i mecmua : bir şeyin hepsi, tamamı
hülâsa : öz, özet
icad etmek : var etmek, yaratmak
ilmelyakîn : ilmî delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme
inkişaf ettirmek : açığa çıkarmak, geliştirmek
insaniyet : insanlık
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kanun : emirden gelen ve varlıkların fiil, hareket ve hallerinin düzen altında tutulmasına vesile olan kurallar
kitab-ı kebîr-i kâinat : büyük bir kitap olan kâinat, evren
komprime : bir konuyla ilgili özet bilgi
kudret : güç ve iktidar
kudret-i gayr-ı mütenahî : sonsuz kudret, güç ve iktidar
kudsî : kutsal, mukaddes, yüce
lisan-ı hal ve kàl : beden ve konuşma dili
Manzume-i Şemsiye : güneş sistemi
masdar : kaynak, çıkış yeri
mecmua : kitap
menfaat : çıkar
mevcudat : varlıklar
misal : örnek
misalî : sanal
mistar : yazı, resim vs. şeyleri düzgün çizmek için kullanılan âlet, cetvel
müracaat etmek : başvurmak
müteveccih : yönelik, yönelmiş
müzeyyen : süslenmiş, süslü
nakış : işleme, süsleme
nakkaş : nakışlayan, süsleme yapan san’atkâr
nâzım : düzenleyen, tanzim eden
nâzır : bakan, gözeten
nev’ : çeşit, tür
nizam : düzen
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
semere : meyve, netice
suret : biçim, şekil
şeriat-ı iradiye : Cenâb-ı Hakkın iradesiyle oluşan şeriat, tabiata koyduğu kanunlar
tâbi’ : tab eden, yapan
tahsil : öğrenme
tanzim etmek : düzenlemek
tebarüz ettiren : açıkça ortaya çıkaran, gösteren
tefekkür : düşünme
ulvî : yüce, büyük
vecize : özlü söz
vukuf : derin bilgi ve uzmanlık
zerre : atom, maddenin en küçük parçası
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zikretmek : dile getirmek, anmak
Yükleniyor...