Block title
Block content
Ben de baktım, birden tesbihat içinde gördüm ki, bin üç yüz elli birden, tâ bin üç yüz altmış bir tarihini gösterdi. Halimize baktım; perde altında elli birden, tâ altmış bire kadar Risale-i Nur medet beklediği İstanbul âfâkında, bir nevi taarruz bulunmuş ve altmış birde birden patlamasıdır.

Tahlil: ت dört yüz, خ altı yüz = bin م م ى ى yüz, ل ل ك ك yüz, üçüncü ى ن م yüz, ح ح ح ب د otuz, dördüncü ى on, beş (ا) bir ile beraber on, âhirdeki “tenvin” vakfen elif olduğu için, yekûnu bin üç yüz elli bir HAŞİYE , مَيْتًا aslı yâ-i müşeddede olduğundan, bin üç yüz altmış bir eder.
Said Nursî
• • •
2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1 بِاسْمِهِ
Bu âciz kardeşiniz, hem o itiraz eden eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın feyziyle, Yeni Said (r.a.), hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe burhanlar zikrediyor ki, değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir.

Amma, Risale-i Nur’un kıymet ve ehemmiyetine işarî ve remzî bir tarzda, Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzamın (k.s.) ihbârâtı nev’inden, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân dahi bu zamanda bir mu’cize-i mânevîsi olan Risale-i Nur’a nazar-ı dikkati celb etmesine mânâ-yı işârî tabakasından rumuz ve imaları, i’câzının şe’nindendir ve o lisan-ı gaybın, belâgat-ı mu’cizekârânesinin muktezasıdır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Bu âyet, bizi şiddetle gıybetten men ettiğinden, bu hâdiseyi unutmalıyız, medâr-ı gıybet etmemeliyiz. İnşaallah, daha tekerrür etmeyecek.
1 : Allah’ın adıyla.
2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
âfâk : ufuklar
âhir : son
beyan : açıklama, izah
burhan : kuvvetli delil, kanıt
celb : çekme
ehl-i dikkat : dikkat sahibi insanlar
elif : Kur’ân alfabesinin ilk harfi
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
feyz : ilham, bereket
gıybet : başkalarının arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmak, çekiştirmek
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, esasları
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
i’câz : mu’cize oluş; bir benzerini apma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
ihbarat : haber vermeler
ima : ince işaret
inşaallah : Allah dilerse, izin verirse
işarî : işaret yoluyla
kıymet : değer
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
mânâ-yı işârî : işaret ile bildirilen mânâ
medâr-ı gıybet : gıybet konusu; başkalarının arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmaya, çekiştirmeye sebep olan
medet : yardım
men : yasaklama
mu’cize-i mânevî : mânevî mu’cize
muannid : inatçı, direnen
nazar-ı dikkat : dikkatli bakış
nevi : tür, çeşit
remzî : işaretli olarak
rumuz : ince işaretler
taarruz : saldırı
tahlil : değerlendirme, çözümleme
tekerrür : tekrarlanma
temessül : görünme, şekillenme, yansıma
tenvin : Arapça gramerde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hâli
tesbihat : namazdan sonra söylenen ve Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler
ulema : âlimler
vakf : Arapça bir kelimenin sonunun harekesiz okunması
yâ-i müşedde : şeddeli y harfi
yekûn : bütün, toplam
zikrediyor : hatırlatıyor
Yükleniyor...