Block title
Block content
Ve onun dersleriyle imanlarını kurtaran, mâsum şakirtlerini ondan tenfir edip şüpheler vermek; güya ortalıkta medâr-ı inkâr bir şey yok ve hiçbir münkeratı ve cinayeti görmüyor gibi, yalnız o biçarenin mevhum bir hatâsını, sekiz senede seksen müdakkiklerin nazarında saklanan ve sathî ve inâdî nazarına göre, bir içtihadî yanlışını görüyor zannıyla zemmetmek, elbette bu asırda, bu memlekette Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın kasten işaretine medar olabilir azîm bir hâdisedir. Bence, Kur’ân’ın, nasıl ki her sûre ve bazan bir âyet ve bazan bir kelime bir mu’cize olur; öyle de, bu âyetin tek bir işareti, ihbar-ı gayb nev’inden bir lem’a-i i’câziyedir. Bu âyetin bu işareti, bu asırda, Risale-i Nur şakirtlerinin hakkındaki gıybete baktığına üç emare var.

Birincisi: Birinci Şua olan İşârât-ı Kur’âniye risalesinde, Risale-i Nur’a ve tercümanına işaret eden beşinci âyet olan:
1 اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِى بِهِ فِى النَّاسِ gayet kuvvetli karinelerle مَيْتًا kelime-i kudsiyesi cifir ve ebced hesabıyla ve üç cihet-i mânâsıyla Saidü’n-Nursî’ye tevafuk etmesidir.

İkinci emare: 2 اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ الخ âyetinin makam-ı cifrîsi ve riyazîsi bin üç yüz altmış bir etmesidir. Aynı tarihte o acip hâdise oldu.

Üçüncü emare: O muhterem ihtiyar zâtı unutmak, belki şahsıma karşı tezyifatını ihtiyarlığına ve çok cihetlerle mabeynimizdeki uhuvvete hürmeten helâl etmeye karar verdiğim ve biz hizmetkâr olduğumuz Kur’ân’a havale edip bıraktığım hengâmda, birden ihtiyarım haricinde, beş vecihle zemmi zemmeden ve Mu’cizane, gıybetten altı cihetle zecreden 3 اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا âyeti karşımda kendini gösterip temessül eyledi. Mânen “Bana bak” dedi.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ölü iken îmân ile diriltip nura kavuşturduğumuz ve halk içinde o nur ile doğru yolda yürüyen kimse...” En’âm Sûresi, 6:122.
2 : “Sizden biri hoşlanır mı?..” Hucurât Sûresi, 49:12.
3 : “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” Hucurât Sûresi, 49:12.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, hayranlık verici
azîm : büyük, yüce
biçare : çaresiz
cihet : yön, taraf
emare : belirti, işaret
gıybet : başkalarının arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmak, çekiştirmek
havale etme : gönderme, bırakma
hengâm : ân, zaman
içtihadî : içtihadla ilgili olan; dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadise dayanarak hüküm çıkarma ile ilgili
ihbar-ı gayb : gayb âleminden, bilinmeyen bir şeyden haber verme
ihtiyar : irade, istek, tercih
inâdî : inada dayanan
İşârât-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın işâretleri
karine : ek delil
kelime-i kudsiye : kutsal kelime
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla ve anlatımıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
lem’a-i i’câziye : mu’cizelik parıltısı
mabeyn : ara
makam-ı cifrî ve riyazî : cifir ve matematik ilimlerine göre aldığı değer ve derece
mânen : mânevî olarak
medar : dayanak, sebep, vesile
medâr-ı inkâr : inkâra sebep
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
mu’cizâne : mu’cizeli bir şekilde
mu’cize : peygamberler vasıtasıyla gösterilen ve insanların bir benzerini yapmada aciz kaldıkları olağanüstü hal ve hareket
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
müdakkik : dikkatli, inceden inceye araştıran
münkerat : dince yapılması yasak olan şeyler
nazar : bakış, görüş
nev’ : tür, çeşit
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sathî : sığ, yüzeysel
şakirt : talebe, öğrenci
tenfir : nefret ettirme
tevafuk : denk gelme, uygunluk
tezyifat : alay etmeler, küçük düşürmeler
uhuvvet : kardeşlik
vecih : yön, şekil
zecretmek : sakındırmak, yasaklamak
zemm : ayıplama, kötüleme
Yükleniyor...