Block title
Block content
hem bütün mahlûkatın secde-i kübrâsını düşünüp, yani şu gecede yatmış mahlûkat gibi her senede, her asırdaki envâ-ı mevcudat, hattâ arz, hattâ dünya birer muntazam ordu, belki birer muti’ nefer gibi vazife-i ubûdiyet-i dünyeviyesinden emr-i كُنْ فَيَكُونُ 1 ile terhis edildiği zaman, yani âlem-i gayba gönderildiği vakit, nihayet intizam ile zevâlde gurub seccadesinde Allahu ekber deyip secde ettikleri, hem emr-i
كُنْ فَيَكُونُ ’dan gelen bir sayha-i ihyâ ve ikaz ile yine baharda kısmen aynen, kısmen mislen haşrolup, kıyam edip, kemerbeste-i hizmet-i Mevlâ oldukları gibi, şu insancık, onlara iktidaen, o Rahmân-ı Zülkemâlin, o Rahîm-i Zülcemâlin bârgâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, bekà-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde Allahu ekber deyip sücuda gitmek, yani bir nevi miraca çıkmak demek olan işâ namazını kılmak ne kadar hoş, ne kadar güzel, ne kadar şirin, ne kadar yüksek, ne kadar aziz ve leziz, ne kadar mâkul ve münasip bir vazife, bir hizmet, bir ubûdiyet, bir ciddî hakikat olduğunu elbette anladın.

Demek şu beş vakit, herbiri birer inkılâb-ı azîmin işârâtı ve icraat-ı cesîme-i Rabbâniyenin emârâtı ve in’âmât-ı külliye-i İlâhiyenin alâmâtı olduklarından, borç ve zimmet olan farz namazın o zamanlara tahsisi nihayet hikmettir.

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَناَ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ مُعَلِّماً لِعِبَادِكَ لِيُعَلِّمَهُمْ كَيْفِيَّةَ

مَعْرِفَتِكَ وَالْعُبوُدِيَّةِ لَكَ وَمُعَرِّفاً لِكُنُوزِ اَسْمَاۤئِكَ وَتَرْجُمَاناً ِلاٰيَاتِ كِتَابِ كَاۤئِنَاتِكَ وَمِرْاٰةً بِعُبوُدِيَّتِهِ لِجَمَالِ رُبُوبِيَّتِكَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ وَارْحَمْناَ وَارْحَمِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ

اٰمِينَ بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
3

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
2 : Sen bütün kusurlardan, noksan sıfatlardan, aczden ve şerikten münezzeh olan Sübhânsın. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen herşeyi hakkıyla bilen Alîm, herşeyi hikmetle yapan Hakîm’sin.” Bakara Sûresi, 2:32.
3 : Allahım, kullarına Seni nasıl tanıyacaklarını ve Sana nasıl kulluk edeceklerini öğretmek ve isimlerinin hazinelerini tarif etmek üzere, kâinat kitabının âyetlerinin tercümanı ve kulluğuyla Senin cemâl-i rububiyetine bir ayna olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et. Bize ve erkek, kadın bütün mü’minlere merhamet et. Âmin, rahmetinle ey merhamet edenlerin en merhametlisi.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Söz / Sonraki Risale: Onuncu Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâmât : alâmetler, işaretler
âlem-i gayb : görünmeyen âlem
Allahu ekber : “Allah en büyüktür”
arz : yeryüzü, dünya
aziz : yüce, şerefli, değerli
bârgâh-ı huzur : Allah’ın huzuru, yüce katı
bekà-âlûd : sonsuzluk sırrından pay almış
emârât : belirtiler, işaretler
envâ-i mevcudat : varlıkların çeşitleri, türleri
gurûb : batma
hakikat : gerçek
haşrolmak : yeniden dirilip toplanmak; bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilip yeryüzüne yayılması
hayret-âlûd : hayret verici
hayvanat : hayvanlar
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hizmetkâr : hizmetçi
huşyar : uyanık
icraat-ı cesîme-i Rabbâniye : Allah’ın çok büyük ve kapsamlı işi, icraatı
iktidaen : uyarak
in’âmât-ı külliye-i İlâhiye : Allah’ın yarattığı varlıklara sunduğu hadsiz nimetler
inkılâb-ı azîm : çok büyük değişim
intizam : düzenlilik
işâ : yatsı
işârat : işaretler
izzet-âlûd : şeref ve yücelikle karışık
kıyâm etmek : ayağa kalkmak
kibriyâ : azamet, büyüklük
leziz : lezzetli
mahlûkat : yaratıklar
mahviyet : alçakgönüllülük
mâkul : akla uygun
mirac : Allah’ın huzuruna yükselme
misafirhane-i âlem : dünya misafirhanesi
misillü : gibi
mislen : benzer şekilde
muhabbet : sevgi
muntazam : düzenli
musahhar : boyun eğmiş
mutî : emre uyan, itaatkâr
münasip : uygun
nebâtat : bitkiler
nefer : asker, er
Rahîm-i Zülcemâl : sonsuz güzellik sahibi ve rahmeti sınırsız olan Allah
Rahmân-ı Zülkemâl : sonsuz mükemmellik ve merhamet sahibi olan Allah
rükûa varmak : namazda eğilmek
sayha-i ihyâ ve ikaz : hayat veren ve uyaran sesleniş
secde etmek : yere kapanmak
secde-i kübrâ : en büyük secde
sücuda gitmek : namazda yere kapanmak
tahsis : ait kılma
terhis : vazifeye son verme, salıverilme
tezellül : kendini alçak tutmak
ubûdiyet : kulluk
vazife-i ubûdiyet-i dünyeviye : dünyadaki kulluk görevi
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi Zât, Allah
zevâl : batış, kayboluş
Yükleniyor...