Block title
Block content
Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der: “Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.” Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. “Evet, ben işretten divane olmuştum. Allah senden razı olsun ki cehennemî bir haletten beni kurtardın” der.

Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam, kâfirdir. Veya fâsık, gafildir. Şu dünya, onun nazarında bir matemhane-i umumiyedir. Bütün zîhayat, firak ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler. Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalâletinden neş’et edip onu mânen tâzip eder.

Diğer adam ise, mü’mindir. Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir.
Önceki Risale: Birinci Söz / Sonraki Risale: Üçüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdil : adaletli
ahz-ı asker : askere alma
aksetmek : yansımak
bahtiyar : talihli
batn : iç
bedbaht : talihsiz
Cenâb-ı Hâlık : Yüce Yaratıcı, Allah
dağdağasız : sıkıntısız, ızdırapsız
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
dâr-ı fâni : geçici yer, dünya
dehşetli : korkunç
diğer bir âlem : âhiret, öteki dünya
divane : deli
ecel : ölüm vakti
elîm : üzücü, acı verici
evham : vehimler, kuruntular
fâsık : günahkâr
firak : ayrılık
hakikat : gerçek
halet : hal, durum
intizam perver : düzeni seven
işret : içkili eğlence, sefahet
mânen : mânevî olarak
matemhane-i umumiye : genel yas evi
melik : hükümdar
merhametkâr : merhametli, şefkatli
mesrur : mutlu
mesrurâne : mutlu olarak
mevcudat : varlıklar
muktedir : güçlü, iktidar sahibi
mü’min : imanlı, Allah’a inanan
müşfik : şefkatli
nazar : bakış, dikkat
nedamet etmek : pişman olmak
nefis : kişinin kendisi
neş’et etmek : kaynaklanmak
nihayet : son
raiyetperver : halkına iyi davranan
sille : tokat, şamar
tasdik etmek : doğruluğunu kabul etmek
tâzip etmek : azap vermek
terhisat : serbest bırakılmalar, salıverilmeler
tevehhüm etmek : kuruntuya kapılmak, zannetmek
vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye : hayvanların ve insanların ölümleri
vehim : zan, kuruntu
zahir : dış
zevâl : geçip gitme, kaybolma
Yükleniyor...