Block title
Block content
Bediüzzaman ise, “Kâinattaki zevâl, firak ve adem zâhiridir. Hakikatta firak yok, visâl var. Zevâl ve adem yok, teceddüd var. Ve kâinatta herşey, bir nevi bekâya mazhardır.

Ölüm, bu âlem-i fâniden âlem-i bâkiye gitmektir. Ölüm, ehl-i hidâyet ve ehl-i Kur’ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakikî vatanlarına girmeye vâsıtadır.

Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir dâvettir. Hem, Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir.

Hem ubûdiyet ve imtihanın tâlim ve tâlimâtından bir paydostur. Azrâil Aleyhisselâm bugün gelse, hoş geldin, safâ geldin diye gülerek karşılayacağım” diyor.

Bediüzzaman, beşeri, Risale-i Nur’la sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkip etmiyor. Gayr-i meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterip hissi mağlûp ediyor. Kalb ve ruhu hissiyata mağlûp olmaktan muhafaza ediyor.

Risale-i Nur’da muvazenelerle küfür ve dalâlette, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu ve dünyada dahi Cehennem azapları çektirdiğini ve imân ve İslâmiyet ve ibadette, bir Cennet çekirdeği ve leziz lezzetler ve zevkler ve Cennet meyveleri bulunduğunu, dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini ispat ediyor.

Risale-i Nur, nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesânüd ve teâvünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur.

Risale-i Nur, gurur ve kibir ve hodfuruşluk ve zillet gibi, ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahip kılar.

Risale-i Nur, insan olan bir insana, acz ve fakrını derk ettirir. Bediüzzaman der ki: “İnsan, acz ve fakrını anlamakla, tam Müslüman ve abd olur.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Lemeât
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abd : kul
acz : âcizlik, güçsüzlük
adem : yokluk
ahbap : sevgililer, dostlar
ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk
ahz-ı ücret etme : ücret alma
âlem : dünya
âlem-i bâkiye : sürekli ve kalıcı dünya
âlem-i fâni : gelip geçici dünya
Aleyhisselâm : Allah selâmı onun üzerine olsun
Azrail : ruhları kabzetmekle görevli melek
bekà : devamlılık, süreklilik
beşer : insanlık
bostan-ı cinân : cennet bahçeleri
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
derk etmek : anlamak
ehl-i hidayet : hak ve doğru yolda olanlar
ehl-i Kur’ân : Kur’ân’ın yolundan gidenler
elem : acı, keder, sıkıntı
fakr : fakirlik, muhtaçlık
fazl : cömertlik, ihsan, yardım
fesad : bozukluk, karışıklık
fitne : bozgunculuk, ara bozma
gayr-i meşru : helâl olmayan, dine aykırı
hakiki : gerçek, doğru
hissiyat : hisler, duygular
hodfuruşluk : kendi kendini beğenme
izzet : şeref, itibar, yücelik
kâinat : evren, yaratılmış herşey
külfet : yük
leziz : lezzetli, tadlı
mahviyet : alçakgönüllülük
mazhar : erişme, sahip olma
meslek : yol, usül
muhafaza : koruma
mukabil : karşılık
muvazene : karşılaştırma, kıyaslama
mükâfât : ödül
nâil : ulaşan, erişen
nevi : çeşit, tür
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
şikak : ayrılık
tâlim : eğitim
tâlimât : eğitimler, emirler
teâvün : yardımlaşma
teceddüd : yenilenme
tefrika : bölünme, ayrılma
terhis : göreve son verme, serbest bırakma
tesânüd : dayanışma
tevâzu : alçakgönüllülük
ubûdiyet : Allah’a kulluk
uhuvvet-i diniye : din kardeşliği
vakar : ağırbaşlılık
vazife-i hayat : hayat görevi
visâl : kavuşma
zakkum-u Cehennem : Cehennemdeki zakkum ağacı
zevâl : kaybolma, geçip gitme
zillet : alçalma, aşağılanma
zindan-ı dünya : dünya zindanı, hapsi
Yükleniyor...