Block title
Block content
Görmez misin: Gözümüz arı-misal olmuştur, her tarafa uçuyor. Kâinat bostanıdır her tarafta çiçekler. Her çiçek de veriyor ona bir âb-ı leziz.

Hem ünsiyet, teselli, tahabbübü veriyor. O da alır getirir, şehd-i şehadet yapar. Balda bir bal akıtır o esrarengiz şehbaz.

Harekât-ı ecrâma, ya nücum ya şümusa nazarımız kondukça, ellerine verirler Hâlıkın hikmetini, hem mâye-i ibreti, hem cilve-i rahmeti alır, ediyor pervaz.

Güya şu güneş bizlerle konuşuyor. Der: “Ey kardeşlerimiz! Tevahhuşla sıkılmayınız. Ehlen sehlen merhaba, hoş teşrif ettiniz. Menzil sizin; ben bir mumdar-ı şehnaz.

“Ben de sizin gibiyim; fakat sâfi, isyansız, mutî bir hizmetkârım..

“O Zât-ı Ehad-i Samed ki mahz-ı rahmetiyle hizmetinize beni musahhar-ı pürnur etmiş. Benden hararet, ziya; sizden namaz ve niyaz.”

Yahu, bakın kamere. Yıldızlarla denizler, herbiri de kendine mahsus birer lisanla, “Ehlen sehlen merhaba,” derler. “Hoş geldiniz. Bizi tanımaz mısınız?”

Sırr-ı teâvünle bak, remz-i nizamla dinle. Herbirisi söylüyor: “Biz de birer hizmetkâr, rahmet-i Zülcelâlin birer âyinedarıyız. Hiç de üzülmeyiniz, bizden sıkılmayınız.

“Zelzele nâraları, hadisat sayhaları sizi hiç korkutmasın, vesvese de vermesin. Zira onlar içinde bir zemzeme-i ezkâr, bir demdeme-i tesbih, velvele-i nâz ü niyaz.

“Sizi bize gönderen o Zât-ı Zülcelâl, ellerinde tutmuştur bunların dizginlerini.” İman gözü okuyor yüzlerinde âyet-i rahmet, herbiri birer âvâz.

Ey mü’min-i kalb-i hüşyar! Şimdi gözlerimiz bir parça dinlensinler. Onların bedeline hassas kulağımızı imanın mübarek eline teslim ederiz, dünyaya göndeririz. Dinlesin leziz bir saz.

Evvelki yolumuzda bir matem-i umumî, hem vâveylâ-yı mevtî zannolunan o sesler, şimdi yolumuzda birer nevaz ü namaz, birer âvâz ü niyaz, birer tesbiha âğâz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âğâz : nâmeler, söylemler
âvâz ü niyaz : yüksek sesle dua, yalvarış
âvâz : yüksek ses
âyet-i rahmet : rahmet âyeti, delili
âyinedar : ayna tutan
cilve-i rahmet : rahmetin cilvesi, görüntüsü
demdeme-i tesbih : Allah’ı tesbih etmenin coşkulu sesleri
ehlen sehlen : hoş safa geldiniz
esrarengiz : sırlı, gizemli
güya : sanki
hadisat : hadiseler, olaylar
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
hararet : ısı, sıcaklık
harekât-ı ecrâm : gökcisimlerinin hareketleri
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hizmetkâr : hizmetçi
kamer : ay
leziz : lezzetli
lisan : dil
mahsus : has, özel
mahz-ı rahmet : tam anlamıyla rahmet
matem-i umumî : herkesin yas tutması, genel hüzün
mâye-i ibret : ibret aynası, ibret levhası
menzil : ev, mekan
mumdar-ı şehnaz : ışık saçan güzel
musahhar-ı pürnur : nurlu, nur saçan hizmetkâr
mutî : itaat eden
mü’min-i kalb-i hüşyar : kalbi uyanık mü’min
mübarek : bereketli, hayırlı
nâra : haykırış
nazar : bakış, dikkat
nevaz ü namaz : tatlı, ahenkli ses ve namaz
niyaz : dua, yalvarış, yakarış
nücum : yıldızlar
pervaz : uçmak, kanat açmak
rahmet-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah’ın her şeyi kuşatan rahmeti
remz-i nizam : düzenin işareti, göstergesi
sâfi : saf, arınmış, temiz
sayha : sesleniş
sırr-ı teavün : yardımlaşma sırrı
şehbaz : kartal gibi uçan
şehd-i şehadet : şehadet balı; İlâhî hakikatleri bilmenin ve idrak etmenin dünyadaki lezzeti
şümus : güneşler
tahabbüb : kendini sevdirme
tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
teşrif : şeref verme
tevahhuş : korkma, ürküntü
ünsiyet : dostluk, canayakınlık
vâveylâ-yı mevt : ölüm çığlıkları
velvele-i nâz ü niyaz : Allah’a yalvarıp yakarmanın heyecanlı, coşkun sesi
vesvese : şüphe, kuruntu
Zât-ı Ehad-i Samed : herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah
zelzele : deprem, sarsıntı
zemzeme-i ezkâr : Allah’ı anmanın hoş, güzel nağmeleri
ziya : ışık
Yükleniyor...