Block title
Block content
Kulağı ger yapıştırsan şu Furkan’ın sinesine; derinden tâ derine, sarihan işitirsin, semâvî bir sadâ der ki:

1 لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

O sestir gayeten ulvî, nihayet derece ciddî, hakikî pek samimî, hem nihayet mûnis ve mukni ve burhanla mücehhezdir. Mükerrer der ki:

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

Şu burhan-ı münevverde, cihât-ı sittesi şeffaf ki üstünde münakkâştır müzehher sikke-i i’câz içinde parlayan nur-u hidayet, der ki:

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

Evet, altında nesc olmuş mühefhef mantık ve burhan, sağında aklı istintak, mürefref her taraf, ezhan “Sadakte” der ki:

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

Yemîn olan şimalinde eder vicdanı istişhad. Emâmında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki:

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar ki:

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. Hem şârık ki sur sûreler şâhık, her kelime bir melek-i nâtık ki,

لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

O Kur’ân-ı Azîmüşşan nasıl bir bahr-i tevhiddir. Birtek katre, misal için birtek Sûre-i İhlâs; fakat kısa birtek remzi, nihayetsiz rumuzundan...

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ondan başka ilâh yoktur.” Âl-i İmran Sûresi, 3:18; Tevbe Sûresi, 9:129; Hûd Sûresi, 11:14.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bahr-i tevhid : tevhid denizi
bârık : parıltılı
bâvehim : vehim ve korku ile, şüpheyle
burhan : delil
burhan-ı münevver : nurlu, parlak delil
burûc : burçlar
cihât-ı sitte : altı yön
cihet : yön, taraf
emâm : ön taraf
envâ-ı şirk : şirk çeşitleri
ezhan : zihinler
Furkan : ayırt edici; hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur’ân
gayeten : son derece
ger : eğer
hakikî : gerçek
hüsn-ü hayır : hayrın güzelliği
istintak : konuşturma
istişhad : şahid gösterme
kasr : köşk, saray
katre : damla
Kur’ân-ı Azîmüşşan : şan ve şerefi büyük olan Kur’ân
mârık : dinsiz, hak dinden çıkan
melek-i nâtık : konuşan melek
mesned : dayanak
miftah : anahtar
misal : örnek
mukni : ikna edici
mûnis : canayakın, dost
mücehhez : cihazlanmış, donanmış
mühefhef : narin, ince, nazik
mükerrer : tekrar tekrar
münakkaş : nakışlı
mürefref : dalları sallanan nazik, lâtif ağaç gibi
müzehher : çiçeklerle bezenmiş
nesc olmak : dokunmak
nihayet : son
nihayet : son derece
nihayetsiz : sonsuz
nur-u hidayet : hidayet nuru, hak yolu gösteren nur
remz : ince işaret
rumuz : işaretler
saadet : mutluluk
sadâ : ses
sadakte : “doğrudur”
sarihan : açıkça
semâvî : İlâhî, vahiyle gelen
sikke-i i’câz : mu’cizelik damgası
Sûre-i İhlâs : İhlâs Sûresi; Kur’ân-ı Kerimin 112. sûresi
şâhık : yüce, yüksek yapı
şârık : parlayan
şeş : altı
şimal : kuzey
şüphe-i târık : hırsız şüphe
tecellîdar : görüntü veren, görüntülü
ulvî : yüce, yüksek
vahy-ı mahz-ı Rabbânî : doğrudan doğruya Allah tarafından gönderilen vahiy
verâ : arka taraf
vesvese-i sârık : hırsız vesvese
yemîn : sağ taraf
ziyadar : parlak, aydınlık
Yükleniyor...