Block title
Block content
Gayr-ı meşru tarik, zıdd-ı maksuda gider

1 اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ bir düstur-u azîmdir. Gayr-ı meşru tarik ile bir maksada giden zât, galiben maksudunun zıddıyla görür mücazat.

Avrupa muhabbeti gayr-ı meşru muhabbet, hem taklit ve hem ülfet. Âkıbeti mükâfat: mahbubun gaddârâne adâveti, cinâyat. Fâsık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat.
• • •

Cebir ve İtizalde birer dane-i hakikat bulunur

Ey talib-i hakikat! Maziye, hem musibet; müstakbel ve mâsiyet ayrı görür şeriat. Maziye, mesâibe nazar olur kadere.

Söz olur Cebrîye. Müstakbel ve maâsi, nazar olur teklife. Söz olur İtizâle. İtizal ile Cebir şurada barışırlar.

Şu bâtıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Bâtıl olan, tâmimdir.
• • •

Acz ve ceza’ biçarelerin kârıdır

Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma.
Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a sarılma.
• • •

Bazan küçük birşey büyük bir iş yapar

Öyle şerâit oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn. Öyle hâlât oluyor ki, küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Katil miras alamaz. (Tirmizi, Ferâiz: 17; Ebû Dâvud, Diyât: 18; Dârimî, Ferâiz: 41; İbn-i Mâce, Ferâiz: 8, Diyât: 14; Müsned, 1:49.)
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
adâvet : düşmanlık
âkıbet : son, netice
âlâ-yı illiyyîn : yücelerin en yücesi
Avrupa :
bâtıl : gerçek dışı, hak olmayan
biçare : çaresiz
Cebir/Cebrîye : insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan ehl-i sünnet dışı bâtıl düşünce grubu
ceza’ : ağlayıp sızlanma
cinâyat : cinayetler
dane-i hakikat : hakikat çekirdeği, tohumu
düstur-u azîm : büyük ve önemli prensip
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
fâsık-ı mahrum : günah işlemeye hazır olduğu halde buna fırsat bulamayan
gaddârâne : gaddarca
galiben : çoğunlukla
gayr-ı meşru : helal olmayan, dine aykırı
ger : eğer
hâlât : durumlar, haller
İtizal : Mu’tezile, “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kâsib : işleyen, yapan
maâsi : isyanlar, günahlar
mahal : yer
mahbub : sevgili
mahsus : özel
maksud : kast edilen, hedeflenen şey
mâsiyet : günah, isyan
mazi : geçmiş zaman
mesâib : musibetler, belâlar
mevcut : var olma
mezhep : yol, usül
muhabbet : sevgi
musibet : belâ, felâket
mücazat : ceza
mükâfat : ödül
münderiç : yerleştirilmiş
müstakbel : gelecek zaman
nazar : bakış
necat : kurtuluş
şerâit : şartlar
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi
tahtında : altında
talib-i hakikat : gerçeği arayan, doğruyu isteyen
tâmim : genelleştirme, yayma
tarik : yol
teklif : yükümlülük, sorumluluk
ülfet : alışkanlık, gaflet
zıdd-ı maksud : maksadın, istenilen şeyin tersi
Yükleniyor...