Block title
Block content
Niyet gibi, tarz-ı nazar dahi âdeti ibadete çevirir

Şu noktaya dikkat et: Nasıl olur niyetle mübah âdât, ibâdât. Öyle tarz-ı nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlâhî.

Tetkik dahi tefekkür. Yani, ger harfî nazarla, hem san’at noktasında “Ne güzeldir” yerine “Ne güzel yapmış Sâni; nasıl yapmış o mâhî!”

Nokta-i nazarında kâinata bir baksan, nakş-ı Nakkâş-ı Ezel, nizam ve hikmetiyle lem’a-i kast ve itkan, tenvir eder şübehi.

Döner ulûm-u kâinat, maârif-i İlâhî. Eğer mânâ-yı ismiyle, tabiat noktasında, “zâtında nasıl olmuş” eğer etsen nigâhı, bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur. Biçare hakikatler, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvahı.
• • •

Böyle zamanda tereffühte izn-i şer’î bizi muhtar bırakmaz

Lezâiz çağırdıkça “Sanki yedim” demeli. “Sanki yedim” düstur eden, bir mescidi yemedi. HAŞİYE

Eskide ekser İslâm filcümle aç değildi. Tena’uma ihtiyar bir derece var idi. Şimdi ise ekseri açlığa düştü kaldı. Telezzüze ihtiyar izn-i şer’î kalmadı.

Sevâd-ı âzam, hem ekseriyet-i mâsumun maişeti basittir. Tagaddî besâtetiyle onlara tâbi olmak, bin kere müreccahtır, ekalliyet-i müsrife, ya bir kısım sefihe tagaddîde tereffüh noktasında benzemek.
• • •

Zaman olur ki, adem-i nimet, nimettir

Hafıza bir nimettir. Fakat ahlâksız bir adamda, musibet zamanında nisyan ona râcihtir. Nisyan da bir nimettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir, müterâkim olmuş âlâmı unutturur.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : İstanbul‘da Sankiyedim namında bir mescid var. “Sanki yedim” diyen adam, hevesinden kurtardığı paralarla bina etmiş.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i nimet : nimet yokluğu
âlâm : elemler, acılar
besâtet : basitlik, sâdelik
biçare : çaresiz
daire-i cehl : bilgisizlik dairesi
daire-i fünun : ilimler dairesi
düstur : prensip, kural
ekalliyet-i müsrife : azınlıkta olan israfçılar
ekser : çoğunluk
ekseriyet-i mâsum : günahsız, mâsum çoğunluk
filcümle : bir kısmı
ger : eğer
güvah : şahit, bilen
hakikat : doğru, gerçek
harfî nazar : varlıklara bizzat kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini tanıtan mânasıyla bakma
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
ihtiyar : irade, tercih, seçim
itkan : sağlam ve pürüzsüz san’at eserini yapmak
izn-i şer’î : şeriatın izni
kâinat : evren, yaratılmış herşey
lem’a-i kast : kasten ve bilerek yapmayı gösteren, parıltı
lezâiz : lezzetler
mâh : güzellik, ay
maişet : geçim
mânâ-yı ismî : bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı
muhtar : ihtiyar ve irade sahibi
müreccah : tercih edilen
müterâkim : birikmiş, yığılmış
nakş-ı Nakkaş-ı Ezelî : herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın nakşı
nigâh : bakış
nisyan : unutkanlık
nizam : düzen
nokta-i nazar : bakış açısı
râcih : üstün gelen
Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sefih : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan
sevâd-ı âzam : insanların çoğunluğu
şübeh : şüpheler
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
tagaddî : gıdalanma, beslenme
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
telezzüz : lezzetlenme
tena’um : nimetlenme
tenvir : aydınlatma, nurlandırma
tereffüh : rahata kavuşma; bolluk ve rahatlık içinde yaşama
tetkik : inceleme, araştırma
Yükleniyor...