Block title
Block content
Şu iki meyl-i şedidle yazılmıştır, meydanda. Milyonlarla kütüb-ü Arabiye gelmiştir kütüphane-i vücuda. Onlar ile tenzili, düşerse bir mizanı,

Muvazene edilse, değil dânâ-i bîmüdânî, hattâ en âmi adam, göz kulakla diyecek: Bunlar ise insanî; şu ise âsümânî.

Hem de hükmedecek: Şu bunlara benzemez, rütbesinde olamaz. Öyle ise ya umumdan aşağı bu ise bilbedâhe malûm olmuş butlanı.

Öyle ise umumun fevkindedir. Mazmunları o kadar zamanda, kapı açık, beşere vakfedilmiş; kendine davet etmiş ervâhıyla ezhânı.

Beşer onda tasarruf, kendine de mal etmiş. Onun mazmunları ile yine Kur’ân’a karşı çıkmamış; hiçbir zaman çıkamaz, geçti zaman-ı imtihanı.

Sair kitaplara benzemez, onlara makîs olmaz. Zira yirmi sene zarfında müneccemen hâcetlere nisbeten nüzulü, müteferrik, mütekatı’, bir hikmet-i Rabbânî.

Esbab-ı nüzulü muhtelif, mütebayin. Bir maddede es’ile mütekerrir, mütefavit. Hâdisât-ı ahkâmı müteaddit, mütegayir. Muhtelif, mütefarık nüzulünün ezmânı.

Hâlât-ı telâkkisi mütenevvi, mütehalif. Aksâm-ı muhatabı müteaddit, mütebâid. Gayât-ı irşadında mütederriç, mütefavit. Şu esaslara müstenid binaî, hem beyanî,

Cevabî, hem hitabî. Bununla da beraber selâset ve selâmet, tenasüp ve tesanüd, kemâlini göstermiş. İşte onun şahidi: Fenn-i beyan ve maânî.

Kur’ân’da bir hassa var; başka kelâmda yoktur. Bir kelâmı işitsen, asıl sahib-i kelâmı arkasında görürsün, ya içinde bulursun. Üslûp, âyine-i insanî.

Ey sâil-i misalî! Sen ki îcaz istedin; ben de işaret ettim. Eğer tafsil istersen, haddimin haricinde. Sinek seyretmez âsümânı.

Zira o kırk envâ-ı i’câzından yalnız bir tekini ki, cezalet-i nazmıdır, İşârâtü’l-İ’câz’da sıkışmadı tibyânı.

Yüz sahife tefsirim ona kâfi gelmedi. Senin gibi ruhanî ilhamları ziyade; ben istiyorum senden tafsil ile beyanı.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’dâ : düşmanlar
aksâm-ı muhatab : muhatapların kısımları
âmi : cahil, sıradan
âsümânî : göklere ait, vahiyle gelen
binaî : bina edilmiş
burhan : güçlü delil
butlan : bâtıl oluş
cevabî : cevapla ilgili
dânâ-i bîmüdânî : eşsiz âlim, ilmi yüksek kişi
ervâh : ruhlar
es’ile : sorular
esbab-ı nüzul : inme sebepleri
ezhân : zihinler
ezmân : zamanlar
fenn-i beyan ve maânî : beyan ve mânâ ilimleri; belâğat ilminin kısımları
fevkinde : üstünde
gayât-ı irşad : doğru yolu gösterme gayeleri
hâcet : ihtiyaç
hâdisât-ı ahkâm : hükümlere zemin oluşturan hadiseler
hâlât-ı telâkki : insanlar tarafından karşılanma durumları
hikmet-i Rabbâniye : Allah’ın hikmeti, gözettiği sebep ve gaye
i’câz : mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kütüb-ü Arabiye : Arapça kitaplar
kütüphane-i vücud : varlık kütüphanesi
makîs : kıyas, karşılaştırma
malûm : bilinen
mazmun : mânâ, kavram
meyl-i şedid : şiddetli meyil, arzu
meylü’t-tehaddî : karşı koyma meyli, eğilimi
mizan : ölçü, denge
muhtelif : çeşitli
muvazene : karşılaştırma
müneccemen : bölüm bölüm, parça parça
müstenid : dayanan
müteaddit : birçok, çeşitli
mütebâid : birbirinden uzak
mütebayin : ayrı ayrı
mütederriç : derece derece
mütefarık : ayrı ayrı
mütefavit : çeşitli, farklı farklı
müteferrik : kısım kısım
mütegayyir : değişken
mütehalif : birbirine uymayan
mütekatı’ : kesik kesik
mütekerrir : tekrar eden
mütenevvi : çeşit çeşit
nisbeten : oranla, bağla
nüzul : inme
sair : diğer, başka
selâmet : güven, esenlik
selâset : sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık
şevk-i taklit : taklit arzusu
tasarruf : kullanma
tenasüp : uygunluk
tenzil : indirme
tesanüd : dayanışma
umum : genel, bütün
vakfetmek : bağışlamak
zaman-ı imtihan : imtihan zamanı
zarfında : içinde
Yükleniyor...