Block title
Block content
Onun için telkini aşk-ı tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz.

Yine ondan gelen, dalâletten neş’et eden ruhun ıztırâbâtına, o edepsizlenmiş edeb müsekkin, hem münevvim, hakikî faide vermez.

Tek bir ilâcı bulmuş, o da romanlarıymış. Kitap gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat. Meyyit hayat veremez.

Hem tiyatro gibi tenasuhvâri, mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç nevi romanlarıyla hiç de utanmaz.

Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış, dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz.

Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi kàrie ihtar eder. Zahiren der: “Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz.”

Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikane bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz.

İştihayı kabartır, hevesi tehyiç eder, his daha söz dinlemez. Kur’ân’daki edepse hevâyı karıştırmaz.

Hakperestlik hissi, hüsn-ü mücerred aşkı, cemâlperestlik zevki, hakikatperestlik şevki verir. Hem de aldatmaz.

Kâinata tabiat cihetinde bakmıyor. Belki bir san’at-ı İlâhî, bir sıbga-i Rahmânî noktasında bahseder; akılları şaşırtmaz.

Mârifet-i Sâniin nurunu telkin eder. Herşeyde âyetini gösterir. Her ikisi rikkatli birer hüzün de veriyor; fakat birbirine benzemez.

Avrupazâde edepse, fakdü’l-ahbaptan, sahipsizlikten neş’et eden gamlı bir hüznü veriyor; ulvî hüznü veremez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlüfte : iffetsiz, düşkün kadın
aşk-ı tabiat : tabiat aşkı
Avrupazâde : Avrupa’dan doğmuş olan
âyet : delil
beşer : insanlık
cemâlperestlik : güzelliğe düşkünlük
cihet : yön
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
edeb : edebiyat
emvat : ölüler
fakdü’l-ahbap : dostların olmayışı, yalnızlık
fâsık : yoldan çıkmış, günahkâr
fistan : kadın elbisesi
hakikatperestlik : hakikate taraftarlık, gerçeğin ve doğrunun tarafını tutmak
hakikî : gerçek, doğru
hâkim : hükmeden
hakperestlik : hakka taraftarlık
hayy-ı meyyit : canlı cenaze
hevâ : kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme
heves : nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular
his : duygu
hüsn-ü mücerred : soyut güzellik
ızdırâbât : ızdıraplar, sıkıntılar
ihtar etmek : hatırlatmak
iştiha : iştah, fazla istek ve arzu
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kari : okuyucu
maddeperestlik : maddeye tapma
marifet-i Sâni : herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme
mazi : geçmiş
meyyit : ölü
münevvim : uyutucu, uyuşturucu
müsekkin : teskin edici, sakinleştirici
müşevvikane : teşvik eder bir şekilde
müteharrik : hareketli
neş’et : doğma, ortaya çıkma
netice-i muzırra : zararlı netice
nevi : tür
rikkat : acıma, yufka yüreklilik
san’at-ı İlâhî : Allah’ın san’atı
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, budalalık
sıbga-i Rahmânî : Rahmânî boya, san’at
suret : şekil, biçim
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
tasvir : anlatma, resmetme
tehyiç : heyecanlandırma, harekete geçirme
telkin : zihinde yer ettirme, aşılama
tenasuhvâri : reenkarnasyonu anımsatır bir şekilde
ulvî : yüce, yüksek
zahiren : görünüşte
Yükleniyor...