Block title
Block content
İKİNCİSİ: Meselâ,
وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ
وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فِىۤ اِمَامٍ مُبِينٍ
لاَ يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَۤ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلاَۤ اَكْبَرُ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ
1

gibi âyetlerin ifade ettikleri ki, “Bütün eşya, bütün ahvâliyle, vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor” demek olan hakikat-i âliyesine kanaat getirmek için, Nakkâş-ı Zülcelâl, rû-yi zeminin sahifesinde, her mevsimde, bahusus baharda değiştirdiği nihayetsiz muntazam mahlûkatın fihriste-i vücutlarını, tarihçe-i hayatlarını, desatir-i hareketlerini çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde, mânevî bir surette derc ve muhafaza ettiğini; ve zevâlden sonra, semerelerinde aynen kalem-i kaderiyle, mânevî bir tarzda, basit tohumcuklarında yazdığını; hattâ her geçici baharda, yaş kuru ne varsa, mahdut zerrecikler ve kemikler hükmünde olan tohumlarda, ölmüş odunlarda kemâl-i intizamla muhafaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Güya herbir bahar, birtek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak, zeminin yüzüne bir Cemîl ve Celîlin eliyle takılıp koparılıyor, konup kaldırılıyor.

Hakikat böyleyken, beşerin en acip bir dalâleti budur ki, kader kaleminin sahifesi olan Levh-i Mahfuzun yalnız bir cilve-i aksi olarak, fihriste-i san’at-ı Rabbâniye olup ehl-i gafletin lisanında “tabiat” denilen bu kitabet-i fıtriyeyi, bu nakş-ı san’atı, bu münfail mistar-ı hikmeti, “tabiat-ı müessire“ diyerek masdar ve fail telâkki etmesidir. Eyne’s-serâ mine’s-süreyyâ? Hakikat nerede, ehl-i gafletin telâkkileri nerede?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Yaş ve kuru ne varsa, hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” En’âm Sûresi, 6:59. “Biz herşeyi İmam-ı Mümînde tek tek saydık.” Yâsin Sûresi, 36:12. “Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” Sebe’ Sûresi, 34:3.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Söz / Sonraki Risale: On Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : ilginç, hayret verici
ahvâl : haller, vaziyetler
bahusus : özellikle
beşer : insan
Celîl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
Cemîl : sonsuz ve kusursuz güzellik sahibi Allah
cilve-i akis : yansımanın görüntüsü
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
derc : yerleştirme
desatir-i hareket : hareket düsturları
ehl-i gaflet : dünyaya daldığından dolayı âhiretin farkında olmayan
eşya : varlıklar
fihriste-i san’at-ı Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların fihristesi
fihriste-i vücut : varlık fihristesi
hakikat : doğru gerçek
hakikat-ı âliye : yüce gerçek
kader kalemi : Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması
kalem-i kader : kader kalemi, Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması
kanaat getirmek : razı olmak, inanmak
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel düzenlilik
kitabet-i fıtriye : yaratılışa ait yazılar, doğal yazı
Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı mânevî kader levhası
mahdut : sınırlı
mahlûkat : yaratılmışlar
mevzun : ölçülü
muhafaza : koruma
muntazam : düzenli
Nakkaş-ı Zülcelâl : herşeyi nakışlı ve süslü bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
nazar-ı şuhud : şahitlerin bakışı; görüş
nihayetsiz : sonsuz
rû-yi zemin : yeryüzü
semere : meyve
suret : şekil, biçim
tabiat : doğa, canlı cansız varlıklar; maddî âlem
tarihçe-i hayat : hayat hikâyesi, biyografi
vücuda gelmek : var olmak
zemin : yer
zerrecik : atom, en küçük madde parçası
zevâl : geçip gitme
Yükleniyor...