Block title
Block content
İkinci temsil: Meselâ, cesîm bir sefine-i sultaniyede, âdi bir adam cüz’î vazifesini terk etmesiyle, bütün gemideki vazifedarların netâic-i hidematına halel getirdiğinden ve bazı da mahvettiğinden, bütün o vazifedarlar namına gemi sahibi ondan şedit şikâyet eder. Kusur sahibi ise diyemez ki, “Ben bir âdi adamım; ehemmiyetsiz ihmalimden şu şiddete müstehak değilim.” Çünkü, tek bir adem, hadsiz ademleri intaç eder. Fakat vücut kendine göre semere verir.

Çünkü birşeyin vücudu bütün şerâit ve esbabın vücuduna mütevakkıf olduğu halde, o şeyin ademi ve intifâsı, tek bir şartın intıfâsıyla ve tek bir cüz’ün ademiyle, netice itibarıyla mün’adim olur. Bundandır ki, “tahrip, tamirden pek çok defa eshel olduğu” bir düstur-u müteârife hükmüne geçmiştir.

Madem küfür ve dalâlet, tuğyan ve mâsiyet, esasları inkârdır ve reddir, terktir ve adem-i kabuldür. Suret-i zahiriyede ne kadar müsbet ve vücutlu görünse de, hakikatte intıfâdır, ademdir. Öyle ise cinayet-i sâriyedir. Sair mevcudatın netâic-i amellerine halel verdiği gibi, esmâ-i İlâhiyenin cilve-i cemâllerine perde çeker.

İşte bu hadsiz şikâyete hakları olan mevcudat namına, o mevcudatın Sultanı, şu âsi beşerden azîm şikâyet eder. Ve etmesi ayn-ı hikmettir. Ve o âsi, şiddetli tehdidata elbette müstehaktır ve dehşetli vaidlere, bilâşüphe sezâdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Söz / Sonraki Risale: On Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i kabul : kabul etmeme
ayn-ı hikmet : hikmetin kendisi
azîm : büyük
bilâşüphe : şüphesiz
cesîm : büyük
cilve-i cemâl : güzelliğin görüntüsü
cinayet-i sâriye : bulaşıcı, salgın cinayet
cüz’î : küçük
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
düstur-u müteârife : bilinen bir kural
ehemmiyetsiz : önemsiz
esbab : sebepler
eshel : daha kolay
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
halel : eksiklik, zarar
intaç : netice verme
intifâ : yok olma, bitme
mahvetmek : yok etmek
mâsiyet : günah, isyan
mevcudat : varlıklar
mün’adim : yok olma
müsbet : olumlu, pozitif
müstehak : layık, hak etmiş
mütevakkıf : bağlı
netâic-i amel : yapılan işin neticeleri
netâic-i hidemat : hizmetlerin neticesi
sair : diğer
sefine-i sultaniye : hükümdarlık gemisi
semere : meyve, netice
sezâ : layık
suret-i zahiriye : dış görünüş
şerâit : şartlar
tehdidat : tehditler
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
tuğyan : azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme
vaid : korkutma, tehdit etme
Yükleniyor...