Block title
Block content
Madem o nihayetsiz sehâvet, cûd, o misilsiz cemâl, hüsün, o kusursuz kemâlât ebedî müteşekkirleri, müştakları, müstahsinleri iktiza ederler. Halbuki şu misafirhane-i dünyada görüyoruz, herkes çabuk gidip kayboluyor. O sehâvetin ihsanını ancak az bir parça tadar. İştahası açılır, fakat yemez, gider. O cemâl, o kemâlin dahi ancak biraz ışığına, belki bir zayıf gölgesine bir anda bakıp, doymadan gider. Demek bir seyrangâh-ı daimîye gidiliyor.

Elhasıl: Nasıl ki şu âlem bütün mevcudatıyla Sâni-i Zülcelâline kat’î delâlet eder. Sâni-i Zülcelâlin de sıfât ve esmâ-i kudsiyesi, dar-ı âhirete delâlet eder ve gösterir ve ister.

BEŞİNCİ HAKİKAT

Bâb-ı Şefkat ve Ubûdiyet-i Muhammediyedir (aleyhissalâtü vesselâm). İsm-i Mücîb ve Rahîmin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, en ednâ bir haceti en ednâ bir mahlûkundan görüp kemâl-i şefkatle, ummadığı yerden is’âf eden ve en gizli bir sesi en gizli bir mahlûkundan işitip imdad eden, lisan-ı hâl ve kal ile istenilen herşeye icabet eden nihayetsiz bir şefkat ve bir merhamet sahibi bir Rab, en büyük bir abdinden, HAŞİYE en sevgili bir mahlûkundan, en büyük hacetini görüp bitirmesin, is’âf etmesin, en yüksek duayı işitip kabul etmesin?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Evet, bin üç yüz elli sene saltanat süren ve saltanatı devam eden ve ekser zamanda üç yüz elli milyondan ziyade raiyeti bulunan ve hergün bütün raiyeti onunla tecdid-i biat eden ve onun kemâlâtına şehadet eden ve kemâl-i itaatle evamirine inkıyad eden; ve arzın nısfı ve nev-i beşerin humsu, o zâtın sıbğı ile sıbğalansa, yani mânevî rengiyle renklense ve o zât onların mahbub-u kulûbu ve mürebbî-i ervahı olsa, elbette o zât, şu kâinatta tasarruf eden Rabbin en büyük abdidir. Hem ekser envâ-ı kâinat o zâtın birer meyve-i mucizesini taşımak suretiyle onun vazifesini ve memuriyetini alkışlasa, elbette o zât, şu kâinat Hâlıkının en sevgili mahlûkudur. Hem bütün insaniyet, bütün istidadıyla istediği bekà gibi bir haceti ki, o hacet ise, insanı esfel-i sâfilînden âlâ-yı illiyyîne çıkarıyor; elbette o hacet, en büyük bir hacettir ve en büyük bir abd, umumun namına onu Kàdıyu’l-Hâcâttan isteyecek.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adavet : düşmanlık
âli : yüce
âyât : âyetler, deliller
âyine : ayna
âyine-misal : ayna gibi
cemâl : güzellik
cemâl-i mukaddes : kutsal ve kusursuz güzellik
cilve : yansıma, görüntü
cûd : cömertlik, el açıklığı
daimî : sürekli
define : hazine
derecât : dereceler
devam-ı vücut : varlığın devamı
ebedî : sonsuz
emârât : izler, belirtiler
esmâ : Allah’ın isimleri
fenâ : son bulma, ölümlülük
hadsiz : sınırsız
hafî : gizli
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hodgâm : bencil
hürmet : saygı
hüsn : güzellik
inkâr : inanmama, kabul etmeme, yok sayma
istihfaf : hafife alma
istihsan : beğenme, güzel bulma
istihsancı : güzel bulan, beğenen
iş’ar etmek : bildirmek
mehâsin : güzellikler
mevcudat : varlıklar
meyletmek : yönelmek
mikyas : ölçek
mir’at : ayna
misilsiz : benzersiz
muhabbet : sevgi
mukabele : karşılık
müştak : düşkün, şiddetle arzulayan, aşık
mütehayyir : hayrete düşen
nazarıyla : bakışıyla, gözüyle
nazirsiz : benzersiz
nihayetsiz : sonsuz
sehâvet : cömertlik
sermedî : sürekli, devamlı
şevk : şiddetli istek ve arzu
tahkir : hakaret, küçümseme
tasavvur : düşünme, hayal
vecih : yön
zâil : yok olup gidici
zevâl : gelip geçicilik, kaybolma
zımnen : gizlice
zira : çünkü
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...