Block title
Block content
Hem o salât-ı kübrâyı öyle bir cemaat-i uzmâda kılar, niyaz ediyor ki, güya benî Âdemin Hazret-i Âdem’den asrımıza, belki kıyamete kadar bütün nuranî ve kâmil insanlar ona tebaiyetle iktida edip duasına âmin derler. HAŞİYE-1

Bak: Hem öyle bekà gibi bir hacet-i amme için dua ediyor ki, değil ehl-i arz, belki ehl-i semâvât, belki bütün mevcudat niyazına iştirak edip lisan-ı hâl ile “Oh, evet, yâ Rabbenâ! Ver, duasını kabul et, biz de istiyoruz” diyorlar. Hem bak, öyle hazinâne, öyle mahbubâne, öyle müştakane, öyle tazarrukârâne saadet-i bakiye istiyor ki, 1 bütün kâinatı ağlattırıp duasına iştirak ettiriyor.

Bak: Hem öyle bir maksat, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediyor ki, insanı ve bütün mahlûkatı esfel-i sâfilîn olan fena-yı mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten, abesiyetten, âlâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekàya, ulvî vazifeye, mektubât-ı Samedâniye olması derecesine çıkarıyor.

Bak: Hem öyle yüksek bir fizâr-ı istimdatkârâne ile istiyor ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârâne ile yalvarıyor ki, güya bütün mevcudata, semâvâta, Arşa işittirip, vecde getirip, duasına “Âmin, Allahümme âmin” dedirtiyor. HAŞİYE-2

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE-1 : Evet, münacat-ı Ahmediye (a.s.m.) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları ve salâvatları onun duasına bir âmin-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir. Hattâ ona getirilen herbir salâvat dahi, onun duasına birer âmindir. Ve ümmetinin herbir ferdi, herbir namazın içinde ona salât ve selâm getirmek ve kametten sonra Şafiîlerin ona dua etmesi, onun saadet-i ebediye hususundaki duasına gayet kuvvetli ve umumî bir âmindir. İşte, bütün beşerin fıtrat-ı insaniyet lisan-ı hâliyle, bütün kuvvetiyle istediği bekà ve saadet-i ebediyeyi, o nev-i beşer namına zât-ı Ahmediye (a.s.m.) istiyor ve beşerin nuranî kısmı, onun arkasında âmin diyorlar. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu dua kabule karîn olmasın?
1 : bk. Tirmizî, Deavât 30.
HAŞİYE-2 : Evet, şu âlemin Mutasarrıfı, bütün tasarrufatı bilmüşahede şuurâne, alîmâne, hakîmâne olduğu halde, hiçbir cihetle mümkün değildir ki, o Mutasarrıf, kendi masnuatı içinde en mümtaz bir ferdin harekâtına şuuru ve ıttılaı bulunmasın. Hem hiçbir cihetle mümkün değildir ki, o Mutasarrıf-ı Alîm, o ferd-i mümtazın harekâtına ve daavâtına (dualarına) ıttılaı bulunduğu halde, ona karşı lâkayt kalsın, ehemmiyet vermesin. Hem hiçbir cihetle mümkün değildir ki, o Mutasarrıf-ı Kadîr-i Rahîm, onun dualarına lâkayt kalmadığı halde, o duaları kabul etmesin. Evet, zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) nuruyla âlemin şekli değişti. İnsan ve bütün kâinatın mahiyet-i hakikiyeleri o nur, o ziya ile inkişaf etti. Ve göründü ki, şu kâinatın mevcudatı, esmâ-i İlâhiyeyi okutan birer mektubât-ı Samedâniye, birer muvazzaf memur ve bekàya mazhar kıymettar ve mânidar birer mevcutturlar. Eğer o nur olmasaydı, mevcudat fena-yı mutlaka mahkûm ve kıymetsiz, mânâsız, faydasız, abes, karma karışık, tesadüf oyuncağı bir zulmet-i evham içinde kalırdı. İşte, şu sırdandır ki, insanlar zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) duasına âmin dedikleri gibi, Arş ve ferş ve serâdan Süreyyaya kadar bütün mevcudat, onun nuruyla iftihar edip alâkadarlık gösteriyorlar. Zaten ubûdiyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) ruhu, duadır. Belki kâinatın harekâtı ve hidemâtı, bir nevi duadır. Meselâ, bir çekirdeğin hareketi, Hâlıkından, bir ağaç olmasına bir nevi duadır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abesiyet : faydasızlık, gayesizlik
âlâ-yı illiyyîn : yücelerin en yücesi
âlem : dünya, kâinat
alîmâne : herşeyi çok iyi bilerek
Allahümme âmin : ey Allahım kabul eyle
âmin : Allahım kabul eyle
âmin-i daimî : sürekli tekrarlanan “Allahım kabul eyle!” duası
Arş : Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer
bekà : devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
benî Âdem : Âdemoğulları, insanlar
beşer : insanlar
bilmüşahede : görüldüğü gibi
cihet : yön
ehl-i arz : yeryüzündekiler
ehl-i semavat : semâdaki varlıklar; melekler, ruhanîler vb.
esfel-i sâfilin : aşağıların en aşağısı
fena-yı mutlak : sonsuz yok oluş
fıtrat-ı insaniyet : insanlığın yaratılışı, tabiatı
fizâr-ı istimdatkârâne : yardım dileyerek inleyip ağlamak
hâcet-i amme : genel ihtiyaç
hakîmâne : hikmetle bir şekilde
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hazinâne : hüzünlü bir şekilde
iktida : uyma
iştirak etmek : katılmak
iştirak-ı umumî : genel katılım
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kamet : farz namaza durmadan önce okunan ezan
kâmil : olgunluk ve kemâl sahibi
karîn : yakın
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
lisan-ı hâl : hal ve beden dili
mahbubâne : sevimli bir şekilde
mahlûkat : yaratıklar
masnuat : sanat eseri varlıklar
mevcudat : varlıklar
mümtaz : üstün, seçkin
münacat-ı Ahmediye : Peygamberimizin duası
müştakane : çok isteyerek, iştiyakla
nev-i beşer : insanlık
niyaz : istek, dua
niyaz-ı istirhamkârâne : rahmet dileyerek dua etmek
nuranî : nurlu, parlak
saadet : mutluluk
saadet-i bakiye : devamlı, sonsuz bir mutluluk
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
salât : Peygamberimiz için yapılan dua
salâvat : Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme
semavat : gökler
sukut : düşüş
Şafiî : İmam-ı Şafiî’nin kurduğu mezhepten olanlar
şuurâne : şuurlu bir şekilde
tazarrukârâne : yalvarıp yakararak
tebaiyet : tabi olma, uyma
ulvî : yüce
umumî : genel
yâ Rabbenâ : ey Rabbimiz
zat-ı Ahmediye : Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
Yükleniyor...