Block title
Block content
Hem imtisal sırrıyla, bir kumandan birtek neferi bir arş emriyle tahrik ettiği gibi, bir koca orduyu da aynı kelime ile tahrik eder.

Hem muvazene sırrıyla, cevv-i fezada bir terazi ki, öyle hakikî, hassas ve o derece büyük farz edelim ki, iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder; ve iki güneşi de istiab edip tartar o iki kefesinde bulunan iki cevizi birini semâvâta, birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa birini Arşa, diğerini ferşe kaldırır, indirir.

Madem şu âdi, nâkıs, fâni mümkinatta nuraniyet ve şeffâfiyet ve intizam ve imtisal ve muvazene sırlarıyla en büyük şey en küçük şeye müsavi olur. Hadsiz, hesapsız şeyler birtek şeye müsavi görünür. Elbette, Kadîr-i Mutlakın zâtî ve nihayetsiz ve gayet kemâlde olan kudretinin nuranî tecelliyâtı ve melekûtiyet-i eşyanın şeffâfiyeti ve hikmet ve kaderin intizâmâtı ve eşyanın evâmir-i tekvîniyesine kemâl-i imtisali ve mümkinatın vücut ve ademinin müsavatından ibaret olan imkânındaki muvazenesi sırlarıyla, az çok, büyük küçük Ona müsavi olduğu gibi, bütün insanları birtek insan gibi bir sayha ile haşre getirebilir.

Hem birşeyin kuvvet ve zaafça meratibi, o şeyin içine zıddının müdahalesidir. Meselâ hararetin derecatı, soğuğun müdahalesidir. Güzelliğin meratibi, çirkinliğin müdahalesidir. Ziyanın tabakatı, karanlığın müdahalesidir. Fakat birşey zâtî olsa, ârızî olmazsa, onun zıddı ona müdahale edemez. Çünkü cem-i zıddeyn lâzım gelir. Bu ise muhaldir. Demek, asıl, zâtî olan birşeyde meratip yoktur.

Madem Kadîr-i Mutlakın kudreti zâtîdir, mümkinat gibi ârızî değildir ve kemâl-i mutlaktadır. Onun zıddı olan acz ise, muhaldir ki tedahül etsin. Demek, bir baharı halk etmek, Zât-ı Zülcelâline bir çiçek kadar ehvendir. Eğer esbaba isnad edilse, bir çiçek bir bahar kadar ağır olur. Hem bütün insanları ihyâ edip haşretmek, bir nefsin ihyâsı gibi kolaydır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
adem : yokluk
âdi : basit, sıradan
ârızî : kendisinden olmayan, ilinti
Arş : göğün en yüksek katı
arş : haydi!
cem-i zıddeyn : iki zıddın bir arada olması
cevv-i feza : uzay boşluğu
derecat : dereceler
ehven : kolay
esbab : sebepler
evâmir-i tekvîniye : yaratılışa ait emirler
fâni : geçici, ölümlü
farz etmek : varsaymak
ferş : yer
hadsiz : sayısız
hakiki : gerçek, doğru
halk etmek : yaratmak
imkân : mümkün olma, olabilirlik
imtisal : uyma, tabi olma
intizâmât : düzenlilikler
isnad : dayandırma
istiab : içine alma, kaplama
kemâl : mükemmellik
kemâl-i imtisal : tam ve mükemmel bir şekilde emre uyma
kemâl-i mutlak : her yönüyle ve kesin mükemmellik
kudret : güç, iktidar
melekûtiyet-i eşya : eşyanın iç yüzü, esas mahiyeti
meratib : mertebeler, dereceler
muhal : imkansız
müdahale : karışma
müsavat : eşitlik
nâkıs : eksik
nefer : asker, er
nefis : ferd, kişi
nihayetsiz : sonsuz
nuranî : nurlu, parlak
nuraniyet : nurlu oluş, parlaklık
sayha : ses, sesleniş
semâvât : gökler
şems : güneş
tabakat : tabakalar
tahrik : harekete geçirme
tecelliyât : tecelliler, yansımalar
tedahül etmek : iç içe olmak
vücut : varlık
zâtî : kendisinden olan
ziya : ışık
Yükleniyor...