Block title
Block content
ALTINCI SURET

İşte, gel, bak: Bu muhteşem şimendiferler, tayyareler, teçhizatlar, depolar, sergiler, icraatlar gösteriyorlar ki, perde arkasında pek muhteşem bir saltanat vardır,HAŞİYE hükmediyor. Böyle bir saltanat, kendisine lâyık bir raiyet ister. Halbuki, görüyorsun, bütün raiyet bu misafirhanede toplanmışlar. Misafirhane ise hergün dolar, boşanır.Hem bütün raiyet manevra için bu meydan-ı imtihanda bulunuyorlar. Meydan ise her saat tebdil ediliyor. Hem bütün raiyet, padişahın kıymettar ihsânâtının nümunelerini ve harika san’atlarının antikalarını sergilerde temâşâ etmek için, şu teşhirgâhta birkaç dakika durup seyrediyorlar. Meşher ise her dakika tahavvül ediyor. Giden gelmez, gelen gider.

İşte bu hal, şu vaziyet kat’î gösteriyor ki, şu misafirhane ve şu meydan ve şu meşherlerin arkasında daimî saraylar, müstemir meskenler, şu nümunelerin ve suretlerin halis ve yüksek asıllarıyla dolu bağ ve hazineler vardır. Demek burada çabalamak onlar içindir. Şurada çalıştırır, orada ücret verir. Herkesin istidadına göre orada bir saadeti var.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Meselâ, nasıl şu zamanda, manevra meydanında, harp usulünde “Silâh al, süngü tak” emriyle koca bir ordu baştan başa dikenli bir meşegâha benzediği gibi, herbir bayram gününde resmigeçit için “Formalarınızı takıp nişanlarınızı asınız” emrine karşı, ordugâh serâser rengârenk çiçek açmış müzeyyen bir bahçeyi temsil ettiği misillü; öyle de, rû-yi zemin meydanında, Sultan-ı Ezelînin nihayetsiz envâ-ı cünûdundan melek ve cin ve ins ve hayvanlar gibi, şuursuz nebatat taifesi dahi, hıfz-ı hayat cihadında, emr-i كُنْ فَيَكُونُ ile “Müdafaa için silâhlarınızı ve cihazâtınızı takınız” emr i İlâhîyi aldıkları vakit, zemin baştan aşağıya bütün ondaki dikenli ağaçlar ve nebatlar süngücüklerini taktıkları zaman, aynen süngülerini takmış muhteşem bir ordugâha benziyor. Hem baharın herbir günü, herbir haftası, birer taife-i nebâtâtın birer bayramı hükmünde olduğu için, herbir taifesi dahi kendi Sultanının o taifeye ihsan ettiği güzel hediyeleri teşhir için, ona taktığı murassâ nişanları birer resmigeçit tarzında o Sultan-ı Ezelînin nazar-ı şuhud ve işhadına arz ettiğinden ve öyle bir vaziyet gösterdiğinden, bütün nebatat ve eşcar güya “San’at-ı Rabbâniye murassaâtını ve çiçek ve meyve denilen fıtrat-ı İlâhiyenin nişanlarını takınız, çiçekler açınız” emr-i Rabbânîyi dinliyorlar ki, rû-yi zemin dahi, gayet muhteşem bir bayram gününde, şahane resmigeçitte, sürmeli formaları ve murassâ nişanları parlayan bir ordugâhı temsil ediyor. İşte, şu derece hikmetli ve intizamlı teçhizat ve tezyinat, elbette, nihayetsiz kadîr bir Sultanın, nihayet derecede hakîm bir Hâkimin emriyle olduğunu, kör olmayanlara gösterir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cihad : mücadele, savaş
cihazât : cihazlar, donanım
emr-i İlâhî : Allah’ın emri
emr-i kün feyekûn : Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri
emr-i Rabbânî : Allah’ın emri
envâ-i cünûd : çeşitli askerler
eşcar : ağaçlar
fıtrat-ı İlâhiye : İlâhî yaratılış
hakikî : gerçek
Hâkim : herşeye hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah
hakîm : hikmetle iş yapan
harp : savaş
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hıfz-ı hayat : hayatı koruma
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hüner : beceri
icraat : faaliyet, iş yapma
ihsan etmek : bağışlamak
intizam : düzen
kadîr : herşeye gücü yeten
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
makarr-ı saltanat : saltanatın merkezi, başkent
manevra : eğitim ve deneme
meşegâh : meşelik
meydan-ı imtihan : imtihan meydanı
misillü : gibi
muhteşem : ihtişamlı, görkemli
murassâ : süslü
murassaât : değerli mücevherlerle süslenmiş şeyler
müdafaa : savunma
müzeyyen : süslü
nazar-ı şuhud ve işhad : görme ve gösterme bakışı
nebat : bitki
nebatat : bitkiler
nihayet : son
nihayetsiz : sonsuz
nişan : madalya
raiyet : halk
rû-yi zemin : yeryüzü
saadet : mutluluk
saltanat : hâkimiyet, egemenlik
Sanat-ı Rabbâniye : herşeyi yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sanatı
serâser : baştan başa
seyrangâh : gezinti yeri
Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah
şahane : çok güzel, mükemmel
şimendifer : tren
şuursuz : bilinçsiz, idraksiz
taife : topluluk
taife-i nebâtât : bitkiler topluluğu
tayyare : uçak
teçhizat : cihazlar, âletler
teşhir : sergi
tezyinat : süslemeler
Yükleniyor...