Block title
Block content
YEDİNCİ SURET

Gel, bir parça gezelim. Şu medenî ahali içinde ne var, ne yok, görelim. İşte, bak: Her yerde, her köşede müteaddit fotoğraflar kurulmuş, suret alıyorlar. Bak, her yerde müteaddit kâtipler oturmuşlar, birşeyler yazıyorlar, herşeyi kaydediyorlar. En ehemmiyetsiz bir hizmeti, en âdi bir vukuatı zaptediyorlar.1 Ha, şu yüksek dağda padişaha mahsus bir büyük fotoğraf kurulmuş ki,HAŞİYE bütün bu yerlerde ne cereyan eder, suretini alıyorlar. Demek, o zât emretmiş ki, mülkünde cereyan eden bütün muamele ve işler zaptedilsin. Demek oluyor ki, o zât-ı muazzam bütün hadisâtı kaydettirir, suretini alır.

İşte, şu dikkatli hıfz ve muhafaza, elbette bir muhasebe içindir. Şimdi, en âdi raiyetin en âdi muamelelerini ihmal etmeyen bir hâkim-i hafîz, hiç mümkün müdür ki, raiyetin en büyüklerinden en büyük amellerini muhafaza etmesin, muhasebe etmesin, mükâfat ve mücazat vermesin? Halbuki, o zâtın izzetine ve gayretine dokunacak ve şe’n-i merhameti hiç kabul etmeyecek muameleler, o büyüklerden sudur ediyor; burada cezaya çarpmıyor. Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Kehf Sûresi, 18:49; Kaf Sûresi, 50:17-18; İnfitâr Sûresi, 82:10-12.
HAŞİYE : Şu Suretin işaret ettiği mânâların bir kısmı Yedinci Hakikatte beyan edilmiş. Yalnız, burada “padişaha mahsus bir büyük fotoğraf” işareti ve hakikati, “Levh-i Mahfuz” demektir. Levh-i Mahfuzun tahakkuk-u vücudu Yirmi Altıncı Sözde şöyle ispat edilmiş ki: Nasıl küçük küçük cüzdanlar büyük bir kütüğün vücudunu ihsas eder; ve küçük küçük senetler bir defter-i kebirin bulunduğunu iş’ar eder; ve küçük, kesretli tereşşuhatlar büyük bir su menbaını işmam eder. Aynen öyle de, küçük küçük cüzdanlar hükmünde, hem birer küçük levh-i mahfuz mânâsında, hem büyük Levh-i Mahfuzu yazan kalemden tereşşuh eden küçük küçük noktalar suretinde olan benî beşerin kuvve-i hafızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları, elbette bir hâfıza-i kübrâyı, bir defter-i ekberi, bir Levh-i Mahfuz-u Âzamı ihsas eder, iş’ar eder ve ispat eder. Belki, keskin akıllara gösterir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahali : halk
benî beşer : insanlar
beyan edilmek : açıklanmak
cereyan : oluşma, vuku bulma
defter-i ekber : çok büyük defter
defter-i kebir : büyük defter
hadisât : olaylar
hâfıza-i kübrâ : çok büyük hafıza
halis : katıksız, saf
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
ihsânât : bağışlar, ikramlar, iyilikler
ihsas : hissettirme
istidat : kabiliyet
iş’ar etmek : bildirmek
işmam : hissetirme
kat’î : kesin
kâtip : yazıcı
kesretli : çok
kıymettar : kıymetli, değerli
kuvve-i hafıza : hafıza duygusu, bellek
Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı
mahsus : özel
manevra : eğitim ve deneme
menba : kaynak
mesken : ev, mekan
meşher : sergi
meydan-ı imtihan : imtihan meydanı
muamele : iş, davranış
mülk : sahip olunan ve hükmedilen yer
müstemir : yerleşmiş, devamlı
müteaddit : çeşitli, birden fazla
nümune : örnek
raiyet : halk, vatandaşlar
saadet : mutluluk
suret : şekil; resim, görüntü
tahakkuk-u vücudu : varlığının gerçekliği, kesinliği
tahavvül : değişme
tebdil edilmek : değiştirilmek
temâşâ etmek : seyretmek
tereşşuhat : sızıntılar
terreşşuh : sızma
teşhirgâh : sergi yeri
vaziyet : durum
vukuat : olaylar
vücud : varlık
zaptetmek : kaydetmek, korumak
zât-ı muazzam : çok büyük zât
Yükleniyor...