Block title
Block content
Hem nasıl ki bir hane ustasız olmaz bahusus öyle bir hane ki, harika san’atlarla, acip nakışlarla, garip ziynetlerle tezyin edilmiş; hattâ herbir taşında bir saray kadar san’at derc edilmiş ustasız olmak, hiçbir akıl kabul edemez; gayet mahir bir san’atkâr ister. Bahusus, o saray içinde, sinema perdeleri gibi, her saatte hakikî menziller teşkil edilip, kemâl-i intizamla, elbise değiştirdiği gibi değiştiriyor. Hattâ, herbir hakikî perde içinde, müteaddit küçük küçük menziller icad ediliyor.

Öyle de, şu kâinat nihayetsiz hakîm, alîm, kadîr bir Sâni ister. Çünkü şu muhteşem kâinat öyle bir saraydır ki, ay, güneş lâmbaları, yıldızlar mumları, zaman bir ip, bir şerittir ki, o Sâni-i Zülcelâl her sene bir başka âlemi ona takıp gösteriyor. O taktığı âlemin içinde üç yüz altmış tarzda muntazam suretlerini tecdid ediyor, kemâl-i intizamla ve hikmetle değiştiriyor.

Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapmış ki, her bahar mevsiminde, üç yüz bin envâ-ı masnûatıyla tezyin ediyor. Had ve hesaba gelmez envâ-ı ihsânâtıyla dolduruyor. Öyle bir tarzda ki, nihayet ihtilât içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirlerinden ayrılıyor. Başka cihetleri buna kıyas et. Nasıl böyle bir sarayın Sâniinden gaflet edilebilir?

Hem nasıl ki bulutsuz gündüz ortasında güneşin deniz yüzünde, bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve karın bütün parçalarında cilvesi göründüğü ve aksi müşahede edildiği halde güneşi inkâr etmek ne derece acip bir divanelik hezeyanıdır. Çünkü, o vakit birtek güneşi inkâr ve kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince hakikî ve bil’asâle güneşçikleri kabul etmek lâzım geliyor. Her zerrecikte -ki ancak bir zerre sıkışabildiği halde- koca bir güneşin hakikatini içinde kabul etmek lâzım geldiği gibi; aynen öyle de, şu sıravâri içinde her zaman hikmetle değişen ve düzgünlük içinde her vakit tazelenen şu muntazam kâinatı görüp Hâlık-ı Zülcelâli evsâf-ı kemâliyle tasdik etmemek, ondan daha berbat bir dalâlet divaneliğidir, bir mecnunluk hezeyanıdır. Zira her şeyde, hattâ herbir zerrede bir ulûhiyet-i mutlaka kabul etmek lâzımdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Alîm : herşeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah
bahusus : özellikle
bil’asâle : bizzat
cihet : yön, taraf
cilve : parıltı, yansıma
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
derc edilmek : yerleştirilmek
divanelik : delilik, akılsızlık
envâ-ı ihsânât : bağış ve nimetlerin çeşitleri
envâ-ı masnûat : sanat eseri varlık türleri
evsaf-ı kemâl : mükemmel vasıflar, nitelikler, sıfatlar
gaflet : umursamazlık, duyarsızlık
had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak
hakikat : gerçek mahiyet, asıl, esas, içyüz
hakikî : gerçek
Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan Allah
Hâlık-ı Zülcelâl : haşmet sahibi yaratıcı Allah
hezeyan : saçmalama
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
icad edilmek : var edilmek, yaratılmak
ihtilât : karışıklık
imtiyaz : farklılık
inkâr : kabul etmeme, inanmama, yok sayma
Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, yaratılmış herşey
katarat : damlalar
kemâl-i intizam ve hikmet : tam ve mükemmel bir düzenlilik ve hikmet
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel bir düzen
mahir : maharetli, becerikli
menzil : ev, mekân, konak
muhteşem : ihtişamlı, görkemli
muntazam : düzenli
müşahede edilmek : görülmek
müteaddit : çeşitli, birçok
nihayetsiz : sonsuz
Sâni : herşeyi san’atla yaratan Allah
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah
sıravâri : sıralı
sofra-i nimet : nimet sofrası
suret : şekil, görüntü
tasdik etmek : doğruluğunu kabul etmek, onaylamak
tecdid : yenileme
teşkil edilmek : meydana getirilmek
tezyin : süsleme
zerrecik : atom, maddenin en küçük parçası
ziynet : süs
Yükleniyor...